Maskeler ve gondollar şehri Venedik…

Kimine göre romantizmin, kimine göre kanalların ve gondolların, kimine göre de maskelerin şehri Venedik...

İtalya’nın Veneto bölgesinin başkenti...

Birbirinden kanallarla ayrılan 118 adanın üzerine kurulan Venedik’te 400 köprü ve 170 kanal var… Öyle ki, sağım, solum, önüm, arkam hep kanal… 

Dünyaca ünlü yazar Charles Dickens’ın “Venedik ile ilgili okuduğunuz hiçbir şey, şehirdeki muhteşem ve etkileyici gerçeğe eş değer değildir” şeklinde tanımlamış olduğu bu şehir, bence ölmeden önce görmeniz gereken şehirler arasında mutlaka ilk sıralarda yer almalı… 

1987 yılından beri UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan ve koruma altında olan Venedik, kara trafiğine kapalıdır ve ulaşım deniz araçları ile sağlanmaktadır. 

New York Times yazarı Luigi Barzini’nin “insanlar tarafından inşa edilmiş en güzel şehir” dediği Venedik’e günde ortalama 80.000 civarında turist gelmektedir, bu sayı da buranın nüfusundan fazladır. Şu anda okumakta olduğunuz Venedik yazısını yazdığım sırada, okuduğum bir habere göre geçtiğimiz günlerde Venedik Belediyesi, kente gelen turistlerin sayısını belirlemek için, şehre özel bir sayaç kurma kararı aldı. Buna göre Venedik’e gelen turist sayısında kısıtlamaya gidilecek. 

Sahip olduğu tarihi ve kültürel yapıları ile tam bir açık hava müzesi olan Venedik, yaz aylarında çok kalabalık ve aşırı sıcak olduğu için, benim size bu şehri ziyaret etmenizi tavsiye edeceğim en güzel zaman, eylül-ekim aylarıdır. Bir de Venedik karnavalının yapıldığı şubat ayı… Bu arada Kasım aylarında Venedik’te “acqua alta” olarak bilinen gelgit olayları yaşanmakta ve şehir sular altında kalmaktadır. Birçok turist için bu durum, şehri ziyaret etmek için eşsiz bir fırsat sayılırken, biz çocuklu seyahat eden aileler için pek iyi bir durum olmaz, zira sular diz boyu yükselir ve siz sürekli bu suların içinde yürümek zorunda kalırsınız. Venedikliler için bu, hayatın doğal bir parçasıdır ve buna alışık oldukları için diz boyu yağmur çizmeleri giyip hayatlarına devam ederler… Su baskınları bir gün önceden Venedik halkına haber verilir. Suların yükselmesine birkaç saat kala ise sirenler çalmaya başlar. Yani böyle bir deneyim yaşamak isterseniz, yine de siz bilirsiniz. Bizim seyahatimiz Kasım ayında gerçekleşmişti ve biz gitmeden iki gün önce allahtan sular çekilmişti. 

Hatta geçtiğimiz yıl Venedik, son 53 yılın en büyük gelgitini yaşamış, şehirde su seviyesi 187 santimetreye kadar yükselmişti. 

Bilim insanları, küresel iklim değişikliği nedeniyle Venedik’in 2100 yılına kadar tamamen sular altında kalabileceğini ifade ediyorlar. 

 

Venedik’te gezilecek başlıca yerler 

 

San Marco Meydanı: Etrafında bulunan birçok önemli yapısı, eserleri ve kafeleriyle Venedik’in kalbi olarak adlandırılmaktadır. Hatta Napolyon’un burası için “dünyanın en güzel resim salonu” dediği iddia edilmektedir.

San Marco Bazilikası: İtalya’nın en önemli kiliselerinden biri olan San Marco Bazilikası, Venedik’in en popüler meydanı olan San Marco Meydanı’nda bulunmaktadır. Aziz Mark Bazilikası olarak da bilinen bu bazilika, Venedik’in mutlaka görülmesi gereken tarihi yapılarından biridir. San Marco Bazilikası’nın içerisinde birçok küçük müze yer almaktadır. Bu bazilikadan Altınlar Kilisesi ya da Altın Bazilika olarak da söz edilmektedir.

Dükler Sarayı: San Marco Bazilikası’nın yanında yer alan Dükler Sarayı, Bellini, Carpaccio ve Tintorette gibi İtalya’nın en önde gelen sanatçılarının eserlerini sergilemektedir. 9.yy’da inşa edilen saray, uzun yıllar Venedik Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. 

Ahlar Köprüsü: Köprü adını, geçmişte suçlular hapishaneye bu köprü üzerinden geçirilirken, son kez Venedik’e bakarak “ahhh” diye iç çekmelerinden aldığı söyleniyor. Bir efsaneye göre de gün batımında bu köprü altında öpüşen çiftler, hiç ayrılmazlarmış.

Rialto Köprüsü: Venedik’in en ünlü köprüsüdür. Şehrin sembollerinden biri olan bu köprü 16. yüzyılda yapılmıştır. Ortasında hiçbir desteği bulunmayan köprü, Venedik’in mimari harikası ve mühendislik başarısı olarak kabul edilmektedir. Venedik’in kalbinin San Marco Meydanı olduğu söylense de, bana göre Venedik’in kalbi, Rialto Köprüsüdür. Biz gondol turumuzu gün batımına denk getirmiştik. Rialto köprüsünde muhteşem bir görsel şölene tanık olmuştuk. Tavsiye ederim. 

Büyük Kanal: Büyük bir S şeklinde Venedik’in tam kalbinde uzayan Büyük Kanal, Piazza San Marco’yu, Rialto Köprüsü’nü ve diğer pek çok köprünün varış noktalarını anakaraya bağlamaktadır. Kanal boyunca şehrin önde gelen ailelerin sarayları, gösterişli binaları ve cazibe noktaları yer almaktadır. 

Venedik Karnavalının tam zamanı 

İlk Venedik karnavalının, 1162 yılında halk tarafından Aquileia Patrikliği’ne karşı kazanılan bir zaferi kutlamak için düzenlendiğine inanılmaktadır. Daha sonra kutlamalar geleneksel hale geldi. Venedik’in karnavalının olmazsa olmazı maskelerdir. Venedik’le özdeşleşen maske geleneği, Venediklilerin partilerde kimliklerini gizleme isteğiyle 13. yüzyılda ortaya çıkmış. Yüzlerini maskeyle gizleyen aristokratlar ve alt tabakadan insanlar, bu partilerde, sınıf ayrımlarını gözetmeden kaynaşabiliyormuş. Ancak maskeler, kumar ya da fuhuş gibi yasadışı eylemlerde de kullanılmaya başlanınca, 18. yüzyılda, yalnızca karnaval dönemlerinde izin verilmek üzere yasaklanmış. Şunu da söylemekte fayda var, Venedik Karnavalı bu yıl 8 Şubat-25 Şubat tarihleri arasında gerçekleşiyor. Gitmek için hala geç kalmış sayılmazsınız, benden söylemesi…

Venedik ile ilgili birkaç ufacık bilgi ve tavsiye

  • Son günlerin gündemi olan Corona Virüsü salgını dolayısıyla sıkça kullanılan “karantina” kelimesinin nereden geldiği, Dan Brown’ın “Cehennem” isimli kitabında yer almaktadır: “Söylenenlere göre zamanında, nüfusunun zenginliği ve kültürü eşsiz olan Venedik’ten daha güzel bir şehir yoktu. Ne tuhaftır ki, ticaret gemilerinin ambarlarındaki sıçanların sırtlarında Çin’den Venedik’e ölümcül salgını getiren, nüfusun yabancı lüks eşyalara tutkusu olmuştu. Çin’in nüfusunun üçte ikisini yok eden salgın, Avrupa’ya gelmiş ve hızla nüfusun üçte birini öldürmüştü. Ölüleri gömecek toprak kalmadığı için şişmiş cesetler kanallarda yüzüyordu. Bazı bölgelerdeki ceset yoğunluğu yüzünden işçiler kütük yuvarlar gibi cesetleri denize doğru itiyorlardı. Hastalığa sıçanların neden olduğu anlaşıldığında artık çok geçti, ama Venedik yine de gelen tüm gemilerin yüklerini boşaltmadan önce kırk gün açığa demirleyip beklemelerini gerektiren bir kanun çıkarmıştı. Günümüzde, İtalyancası quarantina olan kırk rakamı, karantina kelimesinin nereden geldiğini hatırlatan tatsız bir kelimedir.” Bunu da buraya not olarak düşmüş oldum.

  • Venedik’e gelmişken, bir saat uzaklıkta bulunan Romeo ve Juliet’in şehri Verona’yı da mutlaka ziyaret edin. Ben Verona’yı Venedik’ten fazla sevdim. Bu şehir de başka bir yazımın konusu olacak.

  • Venedik’ten sadece 45 dakika uzaklıkta bulunan Murano Adası’na gidip, adadaki atölyelerden birini ziyaret edin ve camların nasıl yapıldığını yerinde keşfedin.

  • Venedik’in 11 km. kuzeyinde yer alan 3500 nüfuslu küçük bir ada olan ve dantel sanatının anavatanı olarak kabul edilen Burano Adası’nı da mutlaka ziyaret edin. Rengarenk evlerine hayran kalacaksınız. 

  • Şeftali suyu ve şampanyanın karışımı ile elde edilen İtalyan içkisi bellini’yi, Venchi marka dondurmayı ve portakallı spritz’i denemeden dönmeyin. 

  • Birçok cafe ve restoranda ekstradan 6 Euro müzik parası alıyorlar. Adisyonda görürseniz şaşırmayın. 

  • Dünyanın en eski cafelerinden biri olan ve 1720 yılında açılan Cafe Florian’a mutlaka uğrayın.  Sizi 18.nci yüzyıla geri götürecek cafe, San Marco meydanında bulunuyor. 

  • Venedik’teki yemekler sizi diğer İtalyan şehirleri kadar tatmin etmeyebilir. Bunu, şehri her gün ziyaret eden on binlerce turist olmasına ve çok dolu oldukları için restoranların rekabete ihtiyaç duymamalarına bağlayabiliriz.

  • Gondol fiyatları, ister yalnız binin, ister 6 kişi, 80 Euro… Ama cidden binmeye değer. Bu arada gondol geziniz sırasında siyah beyaz çizgili kazak giymeyin, sonra siz de benim gibi, gondol kullanan abilerle pişti olursunuz. Allahtan yanımda montum vardı da, hemen üzerime giydim. 

Çok yakın bir gelecekte batmayacak olsa da, bence Amerikalı yazar Truman Capote’in “bir kutu dolusu likörlü çikolatayı tek seferde yemek gibi bir şey” dediği Venedik’i, mutlaka bir kez olsun ziyaret edin. Bu şehre romantizm şehri denildiği için Venedik’i gezerken gözlerinizden kalpler fışkırmayacaktır, ama bu şehri çok seveceğinizi garanti edebilirim. 

10.6b
Okunma