Kıbrıslı Gezginler'de bu haftanın konuğu: Duygu Üstündağ!

TURİZMKIBRIS Kıbrıslı gezginlerin izini sürüyor.

Turizm Kıbrıs/Arzu Gündüzler

Kıbrıslı seyahat tutkunlarının hikayelerini paylaştığımız gezgin röportajlarında bu hafta Girnelilerin yakından tanıdığı bir isim olan Duygu Üstündağ'ı konuk ediyoruz.

Duygu, sanat,spor ve gezi gibi pek çok alanda kendini geliştiren çok yönlü kişiliği ile dikkat çekiyor.Seyahat etmeyi özgürlük olarak gören Duygu "Ömrüm ve sağlığım müsaade ettikçe, dünyada her coğrafik noktaya ayak basmak istiyorum." diyor. Hadi o zaman röportajımıza geçelim.

  • İlk olarak bize kendinden bahseder misin?

 Girneliyim. Annem Limasol, babam da İstanbulludur. İki farklı kültürün zenginliği ile büyüdüm. Tarih mezunuyum. Eğitim Bilimleri ve Kıbrıs Tarihi uzmanıyım.  Yıllarca profesyonel olarak spor yaptım. Uzun yıllar da aktif olarak müzisyen ve solist olarak sahnelerde yer aldım. Aktif müzik hayatıma son verdim, şu anda GENÇSAD folklor ekibinde gitarist olarak müzik hayatıma devam ediyorum. Resim çizmeye meraklıyım. Kara kalem üzerine birçok çalışmam var. Çizimlerinden oluşan, sosyal sorumluluk projesi için sergi açmayı düşünüyorum. Fotoğraf çekmekten inanılmaz keyif alıyorum. Hayattan alabildiğimce güzel şeyler elde etmek isteyen, arkadaşlarıyla oturup kahve içmekten inanılmaz mutluluk duyan, hayvanlara düşkün, kedim Nefelie ile saatlerce vakit geçirmeyi en değerli mutluluk sayan, aile kavramına düşkün, gezmeyi-keşfetmeyi seven, biraz maceracı, kendine güvenen, hayaller kurup, gerçekleştirmekten zevk alan, idealist bir insanım.

  •  Seyahat kelimesinin senin için anlamı nedir?

Benim için seyahat, “Keşif, Özgürlük, Huzur ve Dinlenme” demektir. Kültürlerin rengârenk şekliyle gözle görülür hale gelmesidir. Kafesinden özgürlüğe uçan bir kuş misali dünyayı özgürce dolaşmak ve keşfetmektir. Günlük hayatın durumundan uzaklaşarak, huzur ve dinlenmedir. O atmosfere adapte olmak ve geçici de olsa o atmosfere ait olmaktır. Kendini ve başkalarını tanımaktır.

  • Seni bol bol seyahat etmeye teşvik eden şeyler neydi?

Çocukluğumdan beridir gezmeyi seven bir insanım. Babamın işi gereği sık sık köyleri gezerdik. Hep büyüdüğümde dünyayı gezeceğim diyordum. Çocukken, teyzem bana “80 günde devr-i alem” diye bir kitap hediye etmişti. O kitap da sanırım bende etkili oldu. Üniversitedeyken seyahat etme isteğim daha da artmıştı. Dünyanın tarihini öğreniyorum, Devletleri, kültürleri, dinleri, farklı yaşam tarzlarını, Politikalarını vs. o halde tarihini bildiğim bu dünyayı gezmeliyim ve gezeceğim de dedim. İlber Ortaylı’nın şu fikrine katılırım. “Evlenip de mobilyacı gezeceğinize, dünyayı gezin derim” sözü benim seyahat anlayışımın birebir tanımıdır. Ülkenizin dışına çıktığınızda, kendinizi bambaşka bir dünyaya gelmiş gibi hissediyorsunuz. Bu his benim için bankalar dolusu paradan daha çok mutluluk veriyor. Ömrüm ve sağlığım müsaade ettikçe, dünyada her coğrafik noktaya ayak basmak istiyorum.

  • Rotanı neye göre ve nasıl belirlersin?

Ben biraz gezi stratejisi konusunda, birçok gezgine göre farklı hareket ediyorum. Gezilerime başlamadan evvel şöyle bir hedef koymuştum. Önce Avrupa’daki ülkelerin hemen hemen tümünü didik didik edercesine gezmek. Hani derler ya her deliğe girmek diye, işte aynen ben bu mantıktayım. Sonrasında, Orta Asya ve Uzak Doğu ardından Amerika, Avustralya ve Afrika olarak tamamlamayı planladım. Avrupa, ülkelerini neredeyse bitirdim sayılır. Hatta bazılarının üzerinden ikinci kez geçmeye başladım. Örneğin, Hollanda’ya mı gittim? Gittiğimde tüm ülkeyi gezememişsem, bir ya da iki kez daha gider, ayak basmadık bir yerini bırakmamaya çalışırım. Çoğu gezgin, bir gittiği ülkeye bir daha gitmiyor. Ben bu konuda onlardan ayrılıyorum.

Meraklı bir kişiliğim vardır. Durmadan araştırırım, okurum. Belgeseller izlerim ve gezi yayınlarını sıkça takip ederim. Rotamı da özellikle tarihinden, giden gezginlerin yorumlarından, sosyal medyada paylaşılan ülkelerin fotoğraflarından, arkadaşlarımın deneyimlerinden ve coğrafik yapısından etkilendiğim ülkelere göre, en çoktan daha az beğendiğime göre sıraya koyarak belirlerim. Hepsini teker teker arşivleyip, detaylı araştırmaya başlarım. Ekonomik durumumu da göze alarak, bir sıralama yapar, notlarımı alır ve ona göre seyahatimi planlarım. Aldığım notlar benim pusulam olur. (Giderken yanımda aldığım notları muhakkak götürürüm.) Araştırdıkça daha da hırslanırım. “Vay be iyi yermiş, gitmeliyim o zaman!” diye dırdırlanmaya başlarım. Bunlar beni sıkça seyahat etmem için inanılmaz güdüler. Seyahatlerim konusunda oldukça titizim. Yıllık planı en ince detayına kadar hazırlarım. Mesela 2020 seyahat planımı 2019 yılı bitmeden hazırlamıştım. O planımı uygulamaya başlıyorum önümüzdeki ay itibariyle inşallah : )

  •  Gezilerinde yalnız mısın? Yoksa bir yol arkadaşın oluyor mu?

Genellikle yanımda en az bir seyahat arkadaşı olur. Olmadığında da yalnız gitmekten çekinmiyorum. Seyahat arkadaşının olmasının hem artısı hem de eksisi muhakkak oluyor. Fakat ben uyumlu bir insan olduğum için eksi yanlarını mümkün olduğunca aza indirgemeye çabalıyorum. Seyahate çıkacağım arkadaşlarımı itinayla seçiyorum. Çünkü seyahate niye çıkıyoruz? Hem eğlenmek, gezip-görmek, rutin hayatımızın bize yansıttığı streslerimizden, üzüntülerimizden, korkularımızdan arınmak, yeni şeyler öğrenmek ve ruhumuza canlılık getirmek için. O halde, seyahatimizde bize negatiflik verecek birine ihtiyacımız yok. Bir keresinde, seyahate ilk kez çıktığım bir arkadaşımla, o kadar gereksiz yere ters düştüğümüz noktalar oldu ki, seyahatin biteceği anı iple çektim. O günden sonra, seyahat arkadaşlarımı gerçekten itina ile seçiyorum ve baştan her şeyi konuşup, anlaşıp öyle seyahate çıkıyoruz. zevkli de geçiyor. Karşılıklı bildiklerimizi paylaşıyoruz.

  • Kadın olarak tek başına yola çıkmanın tehlikeli olduğunu düşünüyor musun?

Yalnız bir kadın olarak gideceğiniz ülkeye göre bu tehlike oranı değişir. Gideceğiniz ülke çok önemlidir. İyi araştırmak ve öyle yola çıkmak lazım. Mesela Slovenya’ya gözüm kapalı tek başıma giderim. Suç olayları oldukça az, güvenli bir ülke, Türklere karşı misafirperverler, insanları cana yakın ve yardımsever. Ülke olarak da oldukça güzel, sakin ve gezilip-görülecek oldukça zengin yerleri var. Fakat Hindistan, Lübnan gibi ülkelere bir kadın olarak asla yalnız gitmezdim.

  • Konaklama, ulaşım, yemek gibi ihtiyaçları ucuza getirmek için çaba sarf ediyor musun? Ediyorsan bunlar nelerdir? Bu konularda tavsiyelerin var mı?

Öncelikle tavsiyem, iyi bir araştırmacı olmaktır. Bildiğiniz gibi artık internet üzerinden, istediğiniz fiyatta, cebinize uygun hotel, restoran gibi ihtiyaçlarınızı kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Şahsen, seyahat acenteleri başta olmak üzere, internet üzerinden de dahil konaklama ücretlerini iyice araştırıyorum. Şehre veya ulaşıma yakın bir hotel olsun, 3 yıldızlı olsun falan bunları belirterek fiyat alıyorum. Sonrasında belirlediğim hoteller hakkında daha evvel konaklamış olan kişilerin yorumlarını okuyorum. Bazen bir bakıyorsunuz fiyat olarak düşük ama hizmet kalitesi pahalı hotelden daha iyi olan hotelleri buluyorsunuz. Erken hotel rezervasyonu her zaman daha uyguna denk geliyor. Özellikle hotel uygulamalarından hotelinizi belirliyorsanız, erken rezervasyon ile ödeme yapmadan, odanızı aylar öncesinden tutabiliyorsunuz. Seyahatinize yakın hotel tercihinizi yapmanız, hem maddi olarak daha pahalı oluyor ve oda bulmakta sıkıntı yaşıyorsunuz. Hotel işini hallettikten sonra, o ülkenin ekonomik hayatını incelerim. Asgari ücreti ne kadar? Günlük yeme-içme masrafım ne kadar olacak? Hangi restoranlar o ülkenin yöresel yemeklerini yapar, hangisinin fiyatı ne kadar? Alışveriş yapacaksam, aşağı yukarı alacağım şeyler ne kadar masrafa yol açacak? Gezip-göreceğim müze vb. yerlerin giriş ücretleri ne kadar? Uçak biletlerimi iki ya da üç ay evvelden alıyorum. Taksitle ödüyorum. Gideceğim ülkenin şehir içi-şehir dışı ulaşım sistemlerini araştırıyorum yine öncesinden. Ulaşımı ne ile yapacağım? Ulaşım için ne gibi kampanyaları var? Bazı ülkelerde günlük belirlenmiş bir ücreti ödeyip 24 saat boyunca şehir içi ulaşımı ücretsiz kullanabiliyorsunuz mesela. Araba kiralayacaksam eğer, salon araç değil de daha yüksek ve geniş araç tercih ediyorum. Uygun fiyata bulduğum bir araç kiralama sitesinden, gitmeden evvel aracımı ayarlıyorum. Araç kiralamada erken rezervasyon cidden çok önemlidir. Tarih yaklaştıkça araç bulma sıkıntısı da artıyor, fiyatı da artıyor. Bunları belirledikten sonra, bütçemi ayarlayıp, yola koyuluyorum.

  • Şimdi gezilere gelelim biraz. Bugüne kadar kaç ülke ve şehir gezdin? İçlerinden en beğendiğin neresi ve neden? Ve keşke gitmeseydim dediğin bir yer oldu mu?

12’den fazla ülke, en az 30 farklı şehir gezdim. İçlerinden Slovenya, Avusturya ve Yunanistan en beğendiğim üç ülke oldu. Şehirlerden, belki de yüz defa gitsem asla sıkılmayacağım ve her defasında orada olmaktan haz duyacağım şehir, Colmar (Fransa)’dır. Colmar, bana inanılmaz huzur, sakinlik, görsel zenginlik yaşattı. Mimari yapıları tıpkı peri masallarındaki evler gibiydi. Fotoğraf çekmeyi seven bir insanım. İnanılmaz güzel fotoğraf kareleri yakaladım. Fotoğraflara baktıkça, inanılmaz hoşuma gidiyor. Rengarenk dizayn edilmiş, Colmar’a has evler vardı. Kanalın etrafı rengârenk dizayn edilmiş çiçeklerle süslüydü. Küçük küçük köprüler ve o köprülerden geçen sandallar harikaydı. Sokaklar, otantik ve mis gibi 1700’lü yılları anımsatan bir atmosferi vardı. Köşe başına oturduk arkadaşlarla. Ben yine Fransa’da keşfettiğim bir şarabın tadına bakıyordum. Ve kendimi şehrin ışığına, güzelliğine, gelmiş-geçmiş tüm yaşantısına bıraktım ve kayboldum. O an çok güzeldi. Yine Colmar’a gidip, o hissi yaşamayı diliyorum. Keşke gitmeseydim dediğim yer Brüksel’di. Çok komikti. Pipisini tutan heykeli görmeden gelme demişti arkadaşlarım, bir de muhakkak çikolata al. Ben de büyük bir heyecanla gittiğim Brüksel’den hayal kırıklığı ile döndüm. Bahsettikleri heykel, köşe başına yapılmış, ufak bir heykeldi. Gözümün önünde durmasına rağmen heykeli göremedim. Yoldan geçen bir adama sorduğumda, “işte karşında, görmüyor musun?” deyip bana gösterişi ve benim de şaşkın şaşkın bakıp “Ne bu be? Ma heykel, heykel dedikleri bu minnaccik heykelciğidi?” diye kendi kendime söylenip, kahkaha atışım aklıma geliyor. Çikolata alıp, ayrıldık oradan zaten. Brüksel gerçekten zaman kaybıydı benim için. Orada harcayacağım zamanı, Brugge’de iki saat daha kalarak harcayabilirdim. Brüksel’e gidecekseniz, maksimum 1 saat yeterlidir. Meydanına gidip  fotoğraf çekildikten sonra, Hard Rock Cafe’den bir T-Shirt alıp, ara sokaklarda heykelciği görüp, yanındaki dükkanlardan çikolata alıp ayrılacak kadardır Brüksel.

  • Sence sürekli gezmenin ve yeni yerler keşfetmenin insana ne gibi faydaları olur?

Açıkçası, ben gezmeye başladıktan sonra ki, ekonomik koşullar beni Türkiye haricinde ilk Yurtdışı çıkışımı 33 yaşımda nasip etti. 3 senedir, senede en az 3-4 ülke gezdim ve bu kısa sürede bunu başardım. Bekâr oluşum ve ailemle yaşıyor olmam büyük avantaj sağladı. Seyahatlerim için para biriktirip, ekonomik bir bütçeyle seyahat yapabilmeyi başarabildiğim için, artarda gidebiliyorum. Gerçekleştirdiğim geziler, bana kendimi keşfetmemi sağladı. Ufkum genişledi. O ülkelerin sadece eğlence veya alışveriş hayatını değil, aynı zamanda yaşam şekillerini, ülke yönetim sistemlerini, belediyecilik işlerinden tutun da eğitim anlayışlarına kadar olan tüm bilgileri öğrenmeme ve acaba kendi ülkemde de böyle güzel projeler yapılsa, nasıl olur? diye düşüncelere itti. Bazen kendi ülkemde oralarda gördüğüm ve insan haklarına değer veren, oturmuş sistemlerinin olmadığını görünce üzülüyorum. Mesela Malta gibi küçük bir adacıkta, klimalı, ücretsiz interneti olan, 2 saat içinde aynı bileti ücretsiz kullanabileceğin, adanın bir ucundan bir ucuna kadar giden otobüsleri var ve gece geç saatlere kadar bu imkândan yararlanıyorsun. Bizde neden böyle bir ulaşım sistemi yok diye sinir olduğumu hatırlıyorum. Bizde de her 10 dakika arayla geçen şehir içi ulaşım sistemimiz olsa, ben şahsen arabanın kontağını çevirmez ve hep otobüsle işe gider gelirdim. Hem ekonomik hem de trafiği rahatlatan belki de uçuk olacak ama trafik kazalarını da azaltan bir çalışma olurdu. Gezdiğim ülkelerde yeni arkadaşlar edindim. Çoğu ile görüşüyorum hala. Oralarda tanıştığım insanlara ülkemi anlatıyorum. Kıbrıslıyım dediğimde, bana Rumca konuşanlara, Hayır biz Kıbrıslı Türk’üz ve Anadilimiz Türkçedir diye Kıbrıs’ımızı anlatıyorum. Kültür alışverişi dedikleri de bu işte.

• Son olarak okuyucularımıza mesajın ne olur?

Değerli okuyucularınıza mesajım, gezebildikleri kadar dünyayı gezsinler. Ülkemizin ekonomik durumu iç açıcı olmasa da, seyahat için muhakkak ki bir çare bulunur.  Senede bir kez dahi olsa, bir ülkeye gitsinler. Bunu alışkanlık haline getirsinler. Yapamam diye bir şey literatürde yoktur. İstedikten sonra insanoğlu her türlü imkânı kendisi için yaratır. Gezip, gördükçe hem yeni şeyler hayatınıza katacak, hem yeni anılar biriktirecek, hem kendinizi daha da çok geliştireceksiniz. İzlediğiniz bir yabancı dizinin çekildiği ülkeyi görmeye gidin mesela. Örneğin, en son izlediğim bir dizinin konu aldığı şehir olan Floransa’yı listeme ekledim. İlk elime geçen fırsatta oraya gideceğim. Çok okuyan mı yoksa çok gezen mi bilir? derler ya, işte onun cevabı gezmektir. Bol gezmeli, bol eğlenceli, bol fotoğraf çekmeli, bol kahkahalı bir hayat diliyorum tüm okuyucularınıza. : )

6.6b
Okunma