Kıbrıslı bir seyahat tutkunu 29 ülke 134 şehir!

“Hayat bir yolculuktur, bir varış noktası değil”

Arzu Gündüzler/TurizmKıbrıs

Turizm Kıbrıs'ta Kıbrıslı seyahat tutkunlarının hikayelerini paylaştığımız gezgin röportajlarında bu hafta genç yaşında onlarca ülke gezen Burçe Ermetal'i konuk edeceğiz.Seyahat etmenin bir tutku veya bir ihtiyaç haline dönüştüğünü belirten Burçe hanımla söyleşimiz size de ilham kaynağı olacak. Hadi o söyleşiye geçelim :)

 Burçe’yi biraz tanıyalım. Bize kendinden bahseder misin?

Bu soruyu cevaplamadan önce aslında biraz durup düşünmem gerekti! Beni tanımlayan şeyleri sıralayacak olursam ortaya şöyle bir liste çıkar:

Dünyada en çok sevdiğim şey deniz; ve bunu aslında denize yakın olmayan yerlerde yaşadıktan sonra çok iyi anladım. Eskiden herhangi bir yerde yaşayabileceğimi, her durumda kolay geçinen, her şeye alışabilen bir insan olduğumu düşünürdüm ama yaşım ilerledikçe bunun o kadar da kolay olmadığını, düşündüğümden daha güçlü ve değiştirmesi zor bir kişiliğim olduğunu ve kendimi değiştirmek yerine sevdiğim şeylerin peşinden gitmenin benim için çok daha önemli olduğunu fark ettim. 

Seyahat etmenin güncel hayata veya iş hayatına daha mutlu ve sağlıklı devam edebilmek için kullanılan bir çeşit ‘mola verme’ aracı olmadığına, tam tersine güncel hayatın veya iş hayatının seyahat etmeye devam edebilmek için kullanılan bir araç olması gerektiğine inanan ve hayatını bu felsefeye uyacak şekilde yaşamaya çalışan bir insanım. Burada seyahat etmekten kast ettiğim ille de uçağa binip başka bir ülkeye gitmek değil, sadece ve sadece daha önce görmediğiniz bir yeri keşfetmeye, ya da size önemli bir şey katacak bir yolculuğa, geziye çıkmak olabilir. İşten eve döndüğünüzde sizi dışarıya çıkıp dolaşmaya veya gezmeye teşvik eden, hafta sonu evde oturmak yerine dağ yürüyüşüne gitmeyi tercih etmenizi sağlayan, sizi maceranın hayatın en büyük parçası olduğuna inandıran ve sadece arada bir başımıza gelen renkli bir olay olmaktan çok daha fazlası olduğunu düşündüren şey bu felsefedir. Bunu birçok insan “hayat bir yolculuktur, bir varış noktası değil” sözüyle özetler. Ben de buna katılıyorum ve hayata bu bakış açısıyla yaklaştığımda daha mutlu olduğumu, daha içten ve severek yaşadığımı görüyorum.

Çay içmek ve kart oyunları oynamak en vazgeçilmez hobilerimden biridir; hatta çaya ve pilava olan sevgim, insanlarla kart oynarken bağ kurmaktan hoşlanmam, beni hep Asya kültürlerine çok yakın hissettirmiştir. Bu yüzden Asya’da seyahat ettiğim zamanlarda, yerli insanlarla çok kolay ilişki kurduğumu, çok kolay anlaştığımı fark ederim. 

Farklı dilleri ve kültürleri öğrenmekten çok hoşlanırım; bu yüzden kendimi farklı insanlar arasında bulduğumda onların düşünce şeklini anlamak, onların yaşam tarzını  paylaşmak, düşüncelerinin ve alışkanlıklarının nereden geldiğini, ne işe yaradığını öğrenmek beni çok mutlu eder. Bu da aslında seyahat etmekten çok hoşlanmamın en büyük nedenlerinden biri... 

Kurgu kitaplarını, filmlerini ve özellikle çizgi filmleri veya çizgi dizileri çok severim. Benim, yani artik 25 yaşına gelmiş bir insanın, bu gibi şeylerden, özellikle çizgi filmlerden, bu kadar çok hoşlanması genelde insanları şaşırtan bir şey olmuştur. Bana en yakın olan ve gerçekten saygı duyduğum birçok insan genelde gerçek hayata yakın, realist filmleri veya kitapları tercih eder, abartılı şeylerden çok zevk almadıklarını söyler. Abartılı kurguları sevmemelerine dair gösterdikleri gerekçe ise tamı tamına benim abartılı kurguyu sevme nedenim! Onların bu görüşüne ne kadar saygı duysam da, gerçek hayatın dışına çıkabilmek, zaten insanların her gün tecrübe ettiği, veya tecrübe etmesinin mümkün olduğu olayların çok daha ötesindeki olayları hayal edebilmek ve de bunlar gerçek olabilseydi, o çerçeve etrafında hayatın nasıl olabileceğini tasavvur etmek ve hayalinde canlandırabilmek, benim için çok önemli. Seyahat etmek de benim üzerimde bir nevi bu duyguya yakın bir etki yaratır aslında. Bilindiğin dışına çıkmak ve onu keşfedebilmek beni çok heyecanlandırır. 

Seni bol bol seyahat etmeye teşvik eden şeyler neydi?


Çoğu dile Almancadan geçen bir kelime vardır: Wanderlust. Bu, genelde ‘yolculuk tutkusu’ kavramı için kullanılan bir kelimedir ve beni bol bol seyahat etmeye teşvik eden şey de budur. Tabii ki bu tutkunun bana ailem tarafından aşılandığını düşünüyorum; çünkü sadece çekirdek ailemde değil, daha geniş ailemde bile bu yolculuk sevgisinin çok yaygın olduğunu fark ederim. Küçük bir yaştan itibaren de başka ülkeleri veya şehirleri dolaşmak, o zevki sevdiğiniz insanlardan öğrenmek, ileride de böyle bir yaşam tarzını benimsemenizi daha olası yapar; gezmek, seyahat etmek, sadece keyifli bir aktivite olmaktan çıkar, bir tutku veya bir ihtiyaç haline gelir. 

İşte Wanderlust dediğimiz bu kelime birçok dilde bu anlamda kullanılmasına rağmen, ne yazık ki Almancanın ta kendisinde aslında sadece yürüyüş yapma sevgisi anlamına gelir, ki bu da seyahat etmenin bence en önemli ve de en zevkli parçası olmasına rağmen, tam olarak seyahat etmenin yerini almaz; çünkü seyahat etmek gerektiğinde saatlerce bir otobüste oturmak, gerektiğinde bir uçağa binmek, veya daha önce hiç denemediginiz bir yemeği yemek de olabilir. 

Yine de Almanların bu kavramı tanımlamak için kullandığı ve bence onu çok daha güzel tanımlayan bir kelimesi daha var: Fernweh. Bu kelime basitçe Heimweh dediğimiz ve eve duyulan hasret anlamına gelen kelimenin karşıtı olarak türetilen bir kelimedir ve eve duyulan hasretin tam tersine, uzağa duyulan hasret anlamına gelir. Bu bana çok mantıklı gelen bir deyimdir aslında; çünkü uzakta olduğumuz zamanlarda evimizi özlediğimiz gibi, evde olduğumuz zamanlarda da uzağı özleyebiliriz. Bazılarımız bu özlemi daha sık duyar, bazılarımız ise daha nadir. Bizi seyahat etmeye teşvik eden de bu hasrettir bence.   

 Konaklama, ulaşım, yemek gibi ihtiyaçları ucuza getirmek için çaba sarf ediyor musun? Ediyorsan bunlar nelerdir? Bu konularda tavsiyelerin var mı?

Bu hangi ülkede olduğuma bağlı. Bazı ülkelerde kur farkından dolayı konaklama, ulaşım veya yemek zaten ucuza geliyor, o yüzden bu konuda çok düşünmem, plan veya araştırma yapmam gerekmiyor. 

Öte yandan, bir ülkede bir iki haftadan fazla kalmayı planlıyorsam, kesinlikle bu gibi şeyleri daha ucuza indirmeye çalışırım, bu da tabii ki daha çok yere gidebilmek ve daha çok aktiviteye zaman ayırabilmek için.

Bu konuda en önce belirtmek istediğim, aslında benim tercih ettiğim seyahat tarzının zaten ucuz seyahat etme ile bir arada olduğu. Seyahat ederken gereksiz para harcamak istemiyorsanız, yapmanız gereken en önemli şey, aşırı turistik mekanlar ve aktivitelerden ve özellikle turist kazıklarından uzak durmak. Bunu yapabilmek için de yerlilere ne kadar yakın olursanız o kadar iyi. 

Örneğin, bir yerden bir yere ulaşabilmek için, direk seyahat acentalarına başvurmak yerine, önce yerlilerin fikrini almak, "Eğer ben burada yaşıyor olsaydım bu şehirden bu şehre nasıl giderdim," veya "Hangi restoranlarda yemek yerdim"diye düşünerek yola çıkmak zaten daha ucuza seyahat edebilmenize olanak sağlayabiliyor. 

Bunun güzel yanı da bu şekilde seyahat ederken sadece tasarruf ediyor olmanız değil, bulunduğunuz ülke veya şehri daha yakından tanıyabilmeniz, o yerin kültürünü daha yakından görebilme veya yaşayarak tecrübe edebilmeniz. Kendi ülkemizi örnek alarak yola çıkalım; Kıbrıs'ta genelde herkes tarafından bilinen, çok sevdiğimiz ve hafta sonları ailemizle beraber gittiğimiz restoranlar ve yemek yerleri aslında çoğu zaman en turistik mekanlarda olan, turistlerin kolayca ulaşacağı yerler değil. Ya da dışarıdan çok salaş görünen, ancak ülkenin en güzel kebabını yapan restoranlar, ününü ve şanını bilmeyen turistlere o kadar da çekici gelmeyebilir; bunu ancak bizlerden birine sorup da tavsiye alırlarsa bu gibi ‘hidden gem’ dediğimiz yerleri ziyaret ederek tecrübe edebilirler.  

Zaten, günümüzde bir çok popüler, TripAdvisor, Skyscanner, Lonely Planet, Airbnb gibi, seyahat etmeye özel web siteleri, applar ve blogların olması, seyahat etmenin artık o kadar pahalı bir hobi olmaması ve daha büyük bir kitle için maddi açıdan uygun olması da küçük bir bütçe ile seyahate çıkmayı kolaylaştırıyor. Örneğin, Skyscanner bulabileceğiniz uçak fiyatlarını karşılaştırabilmenizi sağlayarak, en ucuz uçuşları bulabilmenize yardımcı olabiliyor. Öte yandan Airbnb ile ‘budget accommodation’ veya ‘homestay’ yapabilirsiniz. 

Ben aslında birçok defa seyahatlerim sırasında Airbnb’yi kullandım; hatta en son ne zaman bir otelde kaldığımı bile şu an hatırlayamıyorum. Airbnb’de kalmak bir nevi o şehrin havasını, yaşam tarzını solumaya denk gelir, çünkü oteller, gidilen her yerde aşağı yukarı aynıyken, sadece ve sadece turistlere para karşılığı rahatlık sağlama amacıyla kurulmuşken, Airbnb, o ülkenin insanlarının kaldığı evlerde kalmak, belirli bir süre için de olsa onlar gibi yaşamak, o ülkeyi onların gözlerinden bakarak görmek gibidir. Özellikle eğer bir yerde uzun süreli kalacaksanız, Airbnb’nin mutfağında kendi yemeğinizi pişirebilirsiniz; böylece her gün bir restoranda yemek zorunda kalmayıp, süpermarketlerden evde pişirebileceğiniz yemekler alarak tasarruf edebilirsiniz. Ayrıca dipnot: o şehrin süpermarketlerini, orada satılan yiyecekleri, içecekleri, değişik tarzda ürünleri vs. de görmüş olursunuz :)

 Bugüne kadar kaç ülke ve şehir gezdin? Yol arkadaşı buluyor musun? 

Bugüne kadar 29 ülke ve 134 şehir gezdim. Son birkaç senedir gittiğim yerlere genelde erkek arkadaşımla beraber gidiyorum ve bu sırada yol arkadaşı edindiğimiz de çok oluyor. Ancak, yalnız gezdiğim zamanlar da olmuştur. Mesela, İtalya’da seyahat ettiğim sürenin çoğunluğunda yalnızdım - oraya yazın Toskana’da çalışmak için ve hafta içi çalışarak biriktirdiğim parayla hafta sonu seyahat edebilmek için gitmiştim. O üç ay boyunca bazı haftasonlarını yalnız başıma etraftaki şehirlere veya köylere giderek, bazı haftasonlarını ise benim gibi, küçük bir kasaba olan Follonica’da İngilizce dersi vermeye gelen İngiliz bir kızla İtalya’nın daha büyük şehirlerine seyahat ederek geçirdim. 

Yalnız gezmek de, bir yol arkadaşı ile beraber gezmek de insana farklı yönden de olsa birçok şey katar bence. Yalnızken kendi başınıza olmak, kafanızı dinleyebilmek, sadece kendi yapmak istediğiniz şeylere odaklanabilmek güzel bir avantajdır. Başka biriyle gezerken ise o kişiyi yakından tanımak, o kişiden birşeyler öğrenmek, sevdiğiniz veya yaptığınız şeyleri başkasıyla paylaşabilmek de çok güzel bir duygudur. 

Ancak size seyahat ederken yoldaşlık edecek insanları iyi seçmenizi tavsiye edeceğim, çünkü herkesin farklı bir seyahat tarzı vardır ve beraber seyahat ederken yanınızdaki kişinin de sizin yapmak isteyeceğiniz şeyleri yapmak istemesi önemlidir. Bazı insan seyahat ederken müze veya sanat galerisi gezmeyi sever mesela; bazısı ise deniz kenarında bütün gün yatmayı. Bazı insan yemeğe para harcamak ister, farklı yemekler denemek, değişik restoranlara gitmek… Bazıları ise parasını bir şehrin gece hayatını keşfetmeye ya da alışveriş yapmaya ayırmayı tercih eder. 

Ben seyahat ederken daha çok yürüyüş yapmayı, doğa ile iç içe olmayı tercih ederim. Bu yüzden de az eşya ile yolculuk yapmayı, yanıma sadece bir sırt çantası alıp yola çıkmayı severim. Yanımdaki eşyaların beni gezmeden alıkoymasını  istemem. Eğer bir şehirdeysem, o şehrin tarihiyle ve sanatıyla ilgili müzeleri ziyaret etmekten hoşlanırım. 

Daha önce bu gibi şeylerden hoşlanmayan bir arkadaşımla beraber seyahate çıktığım da oldu; ama gün içinde ayrılıp ilgimizi çeken tarzda aktiviteleri ayrı ayrı yapıp, sonra tekrar buluşarak güne devam ettiğimiz de çok oldu ve aslında bu bizi birbirimize çok yakınlaştırmıştı. O yüzden bu konuda sonuç olarak size söyleyebileceğim, ille de sizden farklı şeyleri seven insanlarla beraber seyahat etmeye karar verecekseniz, birbirinizin tercihlerine saygı duyarak, gerektiğinde ayrılıp gerektiğinde tekrar buluşarak beraber zaman geçirmekten zevk alabilirsiniz.

Bugüne kadar gittiğin yerler arasında sakın gitmeyin diyeceğin bir yer var mı? Neden? 

Bu, bana bu soruyu kimin sorduğuna bağlı. Bazı insanlar herşeye açıktır ve farklı şeyleri denemeyi sever. Bazı insanlar ise sadece bildiği tarzda yemekleri olan veya hijyenine tamamen güvenebileceği yerlere gitmek ister. Herşeye açık olan insanlar için sakın gitmeyin diyeceğim bir yer düşünemiyorum. 

Bana böyle bir soru sorulduğunda örnek verecek olursam aklıma Vietnam’da iki kez bindiğim gece treni gelir; tuvaletleri felaket durumda olan, platformlarında hamam böceklerinin koşturduğu...  Ancak seyahat etmek ille de her anında zevk aldığımız, bizi sadece rahatlatan veya sadece mutlu eden bir aktivite olmak zorunda değildir. Seyahat ederken çok rahatsız durumlarla karşılaşmak ve bunların üstesinden gelebilmek de insana çok şey katar ve bunun da hayatın bir parçası olduğunu kabullenmek bence çok önemlidir. Eğer Vietnam’a dönecek olursam gece trenine tekrar biner miyim?  Büyük ihtimal binerim - eğer bu beni daha önce öldürmediyse şimdi de öldürmez diye düşünüyorum :) 

Onun dışında yine Vietnam’da gezdiğim Sapa isimli köy geliyor aklıma. Bu köyün etrafında sadece etnik gruplar yaşıyor ve onların köylerine gidilecekse sadece ekoturizm yapılabiliyor; bu da otellerin olmadığı ve eğer orada kalmak isterseniz o köyde yaşayan bir ailenin evinde ‘homestay’ yapmanız gerektiği, yani yer yataklarında uyumak ve evlerin bahçesinde bulunan banyo ve tuvaleti başka insanlarla paylaşmak anlamına gelir. Mesela tuvaletini paylaşmayı sevmeyen biriyseniz, tabii ki burada kalmak sizin için çok da iyi bir fikir değil derim. Ancak bu, Sapa’daki etnik köyleri asla göremezsiniz anlamına da gelmez. Eğer bu gibi yerler ilginizi çekiyorsa, yakındaki şehrin otellerinden birinde konaklayıp, gün içinde etnik köylerden gelen bir rehber eşliğinde bu köyleri gezip, hava kararmadan yine otelinize dönebilirsiniz. 

Seyahat ederken rahatsız edici başka bir durum olarak, örneğin, özellikle yalnız seyahat eden bayanlar için, ne yazik ki bazı ülkelerdeki kültür farkından dolayı, tacize uğramak veya insanlar tarafından ciddiye alınmamak ve saygı görmemek çok ürkütücü olabilir. Bu nedenden dolayı bazı ülkelere yalnız değil de en azından bir arkadaşınızla beraber gitmek biraz daha içinizi rahatlatabilir ya da daha güvende hissetmenizi sağlayabilir. Ancak nereye giderseniz gidin ve hangi şehirde olursanız olun, o şehrin güvenli bölgelerinden uzaklaşmamak çok önemli. Ve ayni şekilde, o yerin kültürüne saygı duyacak şekilde davranmak ve giyinmek de bu gibi tatsız olaylardan kaçınabilmenizi sağlayacaktır. Ne de olsa, kendinizi her ne kadar sadece bir turist olarak görseniz de veya her ne kadar da o ülkenin bir parçası olmadığınızı düşünseniz de, o yerde olduğunuz sürece oranın kurallarına ve kanunlarına tabi olduğunuzu ve oradaki insanların, size ne kadar masum gelse de, saygısız olarak yorumladığı davranışları çekmek zorunda olmadıklarını hatırlamak da önemli. 

Aklıma gelen bu üç örnekten çıkardığım sonucu özetleyecek olursam, evet bazı yerlerin gezmesi daha zor veya rahatsız edici olabilir; ancak çok aşırı istisnalar dışında, bunun önüne geçebilmek imkansız olmasa gerek. Bunun için önlemler alabilir ve yolculuğunuzu bunları göz önünde bulundurarak planlayabilirsiniz, etnik köylerin içinde kalmak yerine daha uzakta olan ama daha konforlu olacağınızı düşündüğünüz Sapa şehrinde bir otel ayarlamak gibi...  

Gezdiğin yerlerden birine yerleşme şansın olsa nereyi seçerdin ve neden?

Bu çok güzel ama cevaplaması da bir o kadar zor bir soru. Kesinlikle denize yakın olan bir yeri seçerdim. Çok kalabalık bir yer olmaması da benim için çok önemli ve olduğum yerden doğaya, kırsal mekanlara yakın olması da bir artı olur. Galler mesela bunun için ideal olabilir; örneğin Hay-on-Wye bir dağ yürüyüşü yapmaktan araba ile 5 dakika uzaklıkta, Galler’in geniş, kumlu sahillerinden ise 30-40 dakika uzaklıkta olacağınız, kalabalık olmayan, yaşam standartlarının yüksek olduğu ve tüm Birleşik Krallığın en fazla kitapçı dükkanını barındıran kasabası...  

Gezerken yaptığınız belirli bir ritüeliniz, biriktirdiğiniz, sakladığınız şeyler var mi? 

Ritüel olarak yaptığım tek şey, gittiğim yerlerden annem ve babama bir buzdolabı magneti hediye almak - çok gezgin insanlar olarak koleksiyon yaptıklarını bildiğim için!  Onun dışında yaptığım belirli bir aktivite, biriktirdiğim veya sakladığım bir şey yok. Eğer çok beğendiğim, kullanışlı olacağını düşündüğüm bir hatıra eşyası varsa alabilirim, ama bunu bir koleksiyonum olduğu için veya bir ritüel olarak düşündüğüm için yapmıyorum. 

Bu aslında kişisel hayatımda eşya biriktirmeyi ve fazla eşya tutmayı sevmeyen biri olduğum için de olabilir. Hatta son birkaç senedir, Kıbrıs’a geri dönmeden önce biraz göçebe hayatı yaşadım ve bir iki defa ülke ya da şehir değiştirdim, bu nedenle ne kadar az eşyaya sahipsem bunun o kadar iyi olduğunu anladım. Zaten seyahat ederken de genelde çok az eşyayla yola çıktığım için sırt çantamda hatıralık eşyalar için çok yer olmaz. Ancak eğer çay kültürü geniş olan ülkelere seyahat edersem, Asya ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri gibi, o zaman dönerken yanımda sevdiğim çayları da getiririm. Ya da bir ülkede deneyip de çok beğendiğim bir yiyecek varsa, dönerken yanımda o gibi şeyleri de getirmeye çalıştığım olur. 

Seyahat etmenin hayatında yarattığı değişiklikler nelerdir?

Seyahat etmek, bana hayatım boyunca sayısız denecek kadar çok şey katmıştır; gerek başka yerlerin kültürü veya yaşam stili hakkında, gerek değişik mutfaklar veya yemek tarzları hakkında, yeri geldiğinde ise konforsuz veya rahatsız edici bir durumla karşılaşınca bunun üstesinden gelme konusunda. Ayni zamanda farklı kart oyunları oynamayı öğrendiğim ya da farklı kurallarla ve farklı tarzlarda tavla oynamayı öğrendiğim de oldu; bu gibi küçük şeyleri yaparak zaman geçirmek beni her zaman çok mutlu ettiği için bunun benim için çok özel olduğunu belirtmek isterim. Başka bir örnek verecek olursam, evde pişirdiğim yemekler de gittiğim yerlerden görüp öğrendiğim yemek tarzları sayesinde çok daha çesitli ve çok daha zengin olmuştur. Ama herşeyden önce en önemlisi, seyahat etmenin benim üzerimde bıraktığı etkiyi özetleyecek olursam, beni çok mutlu etmesi ve yaşamı bana da çok sevdirmesi - bununla beraber gelen diğer örnekler de hayatın küçük detayları... 

Son olarak okuyuculara vermek istediğin bir mesaj var mı?

Konfor alanlarınızın dışına çıkmaktan korkmayın; hayat size katacağı birçok şeyi siz bu alanın dışındayken katar. Bu da sizi daha güçlü bir insan yapar. 

Seyahat etmek istiyorsanız kendi seyahat tarzınızı kendiniz tanımlayın; başkalarının düşüncelerine göre, başkalarının tarzına göre seyahat etmek zorunda olduğunuzu düşünmeyin. Şu popüler mekana gitmezsem veya şu popüler aktiviteyi yapmazsam burayı gezmiş sayılmam diye düşünmeyin; bir yeri görecekseniz, gerçekten görmek istediğiniz için, gerçekten ilginizi çektiği için görün. Ona ilave olarak, seyahat ederken herşey yolunda gitmezse canınızı sıkmayın; amaç zaten varacağınız nokta değil. Amaç seyahat… 

Bir gezme veya tatil ayarlamaya karar verdiğinizde ille de çok fazla para harcamanız gerektiğini düşünmeyin; daha ucuz alternatifleri araştırmaktan kaçınmayın. Hatta, seyahat etmenin tarihine inecek olursak, zaten akla ilk gelen şey eskiden çok yaygın olan hac yolculukları. Yani, insanların yanlarına sadece hayatın en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar erzak alarak, hatta bazen bunu bile almayarak - mesela hac yolunu yalın ayak yürüyerek - dini veya kutsal bir tecrübeye ulaşmak için bir ibadet yerini, tapınağı veya buna benzer kutsal bir yeri ziyaret etme amacıyla yola çıkması. Zaten İngilizcede seyahat anlamına gelen ‘travel’ kelimesinin büyük ihtimal eski Fransızca ya da Latince’de ‘işkence’ veya ‘çok zor bir şeyin üstesinden gelmek’ anlamına gelen ‘travail’ kelimesinden geldiği düşünülür. Seyahat etmek, bence günümüzde çok daha kolaylaştırılmış ve çok daha lüks bir hale getirilmiş olsa da, muhakkak bir uçağa binmek ve bir otelde kalmak anlamına gelmez. Seyahat etmek, sadece ve sadece seyahat etmektir. Bunu anlatmaya çalışırken, aklıma İngiltere’de üniversiteden 3 arkadaşımla beraber çıkıp, Virgin Money Giving adlı hayır kurumuna bağış toplamak için ‘hiç para harcamayarak Fransa’ya gitme’ amacıyla otostop çekerek geçirdiğim bir hafta sonu geliyor (denemenizi kesinlikle tavsiye etmem!). Ancak evet, seyahat etmek bazen sadece ve sadece evin kapısını açıp sokağa çıkmak ve gidilecek yere doğru azimle, üzerinde olduğunuz yolu anlayarak, sevmeye çalışarak, dopdolu bir şekilde tecrübe ederek yürümektir. Ve yürümek en güzel ulaşım metodu, en güzel seyahat biçimidir bence. 
 

Daha çok sıklıkta seyahat etmeye çalışın - bir hafta sonu veya işlemediğiniz bir gün, yanınıza biraz yiyecek alıp Girne Dağlarına çıkın. Orada uzun bir yürüyüş yapın. Hatta bulabilirseniz yanınıza bir çadır alın. Geceyi orada kamp yaparak geçirin. Ertesi gün eve döndüğünüzde kim bilir bir önceki sabah evden çıkan kişiden farklı bir kişi olarak döndüğünüzü hissedeceksiniz. Belki bunun üstünden birkaç hafta geçecek ve günlük yaşamınız, işiniz, vs. size bu yeni dönüştüğünüz kişiyi unutturacak. Bu sefer de hafta sonu geldiğinde yine çadırınızı alırsınız, yine dağa çıkarsınız. Ya da kim bilir bu sefer Karpaz taraflarına, Altın Kum’a gidersiniz. Geceyi orada geçirirsiniz. Ve yine ertesi akşam eve dönünce farklı bir insan olarak dönersiniz. Belki bu sefer yaptığınız seyahat sizi o kadar değiştirir ki bunu hayatınız boyunca unutmazsınız. O yüzden seyahat etmekten asla vazgeçmeyin.


 

3.5b
Okunma