İki çocukla dünyayı gezen Kıbrıslı aile!

“Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştiremez…” 

Arzu Gündüzler/TURİZMKIBRIS

 Kıbrıslı Gezgin Röportajları’nın bu haftaki konuğu Polatcan ailesi...Bu röportajımızda seyahate aşık, Kıbrıslı bir ailenin yol hikayelerini okuyup, deneyimlerinden faydalanacağız. Şimdi buyrun bu keyifli röportajı okuyalım.

Sorulara geçmeden önce Polatcan ailesini biraz tanıyalım. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

  Ben Bilgin Polatcan… Cumhurbaşkanlığı Müzakere Heyeti’nde Yunanca Tercümanım… Eşim Fevzi Polatcan… Polis mensubu olarak Polis Okulu’nda görev yapıyor. Cemaliye ve Cevdet adında, iki çocuğumuz var… Cemaliye şu an 12, Cevdet de 6 yaşında…

Hayatı, yaşamayı, seyahat etmeyi seviyoruz, mutluluğun ve tecrübelerin paylaştıkça güzelleştiğine inanıyoruz. Çocuklarla seyahat etmeyi ve seyahatlerimizde yaşadığımız tecrübeleri, zaman zaman sosyal medyada yazılar yazarak, bunları diğer çocuklu ailelerle de paylaşmayı seviyoruz.

  • Peki seyahatin sizin için anlamı nedir?

 İnsanın içine seyahat etme aşkı bir kere girdi mi, artık duramaz. Bu bir tür virüse benzer. Gezdiğimiz bir yerden dönerken, bu virüs vücudumuza daha da yayılır. Bunun da tek çaresi, daha çok seyahat etmektir. Her seyahat kesinlikle büyük bir mutluluktur, çok güzel bir tecrübedir.

Özellikle çocuklarla gittiğimiz zaman, belki seyahatten daha yorgun ve bavullar dolusu kirli çamaşırla döneriz ama çocukların gözlerinde yeni yerler, yeni tatlar keşfetmenin mutluluğu kesinlikle paha biçilmez…

  • İlk yurtdışına çıktığınızda ne hissetiniz? Nasıl bir tecrübeydi?

   Kendi dünyamızdan farklı dünyaların, farklı yaşamların, farklı kültürlerin varlığına tanık olduk. Tıpkı ünlü filozof St Augustine’in dediği gibi “hayat bir kitaptır, gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur.” Biz de yaptığımız ilk yurt dışı seyahatimizden sonra yukarıda sözünü ettiğim virüs kanımıza girdi ve bunun tedavisi için daha çok gezmeye başladık.

  • Bugüne kadar kaç ülke gezdiniz?

   Bugüne kadar 18 ülke gezdik, hatta gittiğimiz bazı yerlere 1 defa gitmek yetmedi, 3- 4 defa gittik…

  • Sizi en çok etkileyen ülke neresi oldu?

  Gittiğimiz her ülkenin farklı özelliklerinden etkileniyoruz. Hepsi ağzımızda farklı bir tat bırakıyor. Ben ve Fevzi bu soruya cevap vermekte zorlanınca, aynı soruyu çocuklara sorduk. İnanın gittiğimiz ülkeleri tek tek saydılar. Onlar da karar veremediler. Hatta bunları sayarken, gözlerindeki mutluluk ve heyecan görülmeye değerdi.

  • Seyahate karar verdikten sonra  nasıl bir hazırlık süreci başlıyor? Bu süreçte çocuklar için nelere dikkat ediyorsunuz?

  Gidilecek yere karar verdikten sonra, biletleri havayolu şirketinin internet sitesinden satın alıyoruz. Kalacağımız oteli booking, ya da air bnb’den ayarlarız. Oteli seçerken mutlaka merkezde olmasına dikkat ederiz. Hem yürüyerek birçok yeri gezme olanağımız olur, hem de toplu taşıma araçlarına yakın olursak, bir yere gitmek için vakit kaybetmeyiz. Biz beklemeyi biliriz, ama çocuklar bilmez… Seçilecek otelin odasının büyük olmasına, yani en az 40 metre kare olmasına özen gösteririz. Seyahate 4 kişi, 4 bavul, bir de bebek arabası ile gittiğimizi, artı odada iki kişilik iki yatağın ne kadar yer tuttuğunu düşünün…

Çocukla seyahate çıkarken, seyahatte nerelere gideceğimizi mutlaka önceden planlıyoruz. Çocukla gezmenin en önemli şartlarından bir tanesi de budur. Mümkünse de planın dışına çıkmıyoruz. Tatildeyken, özellikle onların da zevk alacağı yerlere gitmeyi tercih ediyoruz. Çünkü çocuklar yalnızca müze ve cafe gezmekle, doğal güzellikleri görmekle ikna olmaz. Mutlaka aralara onların da keyif alacakları yerler serpiştiririz. Hayvanat bahçesi, Lunapark, çocukların ilgisini çekecek müzeler gibi…

Gittiğimiz yerle ilgili olarak mutlaka bizim de kendimizden bir şeyler katarak süslediğimiz ve anlattığımız hikayemiz olur ki gezerken sıkılmasınlar… Gezerken yanımıza mutlaka meyve, çubuk kraker, kuruyemiş ıvır zıvır bulundururuz. Bu atıştırmalıklar çocuklar acıktığında biz çocuklara da uygun bir restoran bulana kadar onları bir süreliğine oyalar.  Yanımızda ayrıca boyama kitabı ve boyama kalemi bulundururuz. Hatta normalde buna karşı olsak bile, sırf tatil için telefonumuza birkaç tane oyun ya da çizgi film yükleriz. Bu hem uçakta aynı yerde oturup sıkılırken, gerek bizim gerekse etrafımızdakilerin selameti ve huzuru için, hem de restoranda yemek beklerken en büyük kurtarıcımız olur.

Gideceğimiz yerin mevsim koşullarına uygun olarak valize her gün için en az iki kıyafet koyarız. Gitmeden, seyahat edeceğimiz yerin hava durumunu sık sık kontrol ederiz. Yine de her duruma karşı temkinli oluruz. “Artsın eksilmesin” mantığı ile her kişi için bir bavul götürürüz. Bavulda kıyafetlerin yanında ilk yardım malzemeleri, ateş düşürücü, termometre, yara bandı ve antibiyotik koyarız.

Roma’ya gittiğimizde ilk gece, o zaman 1.5 yaşında olan Cevdet’in ateşi çıkınca, yanımızda götürdüğümüz ateş düşürücüler çok işe yaramıştı. Islak mendil ve peçete olmazsa olmazımızdır. Bebek arabamız katlanabilir, hafif, kolay taşınabilir, dört tekerlekli baston arabadır. Özellikle seyahatler için aldığımız baston arabanın ön kısmında yağmurluğu yoktu. İnternetten getirttik. Çok basit, pratik bir şey ama çok işe yarar. Yağmur yağdığında biz çantamızdan yağmurluğu çıkarıp giyerken, Cevdet de bu yağmurluk sayesinde bebek arabasında ıslanmaz. Böylelikle yağmur, çamur, kar, kış, kıyamet demeden gezmenin tadını çıkarırız. Çocuklu gezmek yalnız gezmeye göre daha sınırlı olduğundan, seyahatte konaklama tarihlerini daha uzun tutuyoruz. Güne erken başlıyoruz. Otel rezervasyonu yaparken mutlaka odayı kahvaltı dahil seçiyoruz. Kahvaltı hem çocuklar hem de bizim için çok önemli. Biz Paris’te Otele kahvaltı dahil opsiyonunu seçmeden almış ve büyük bir hata yapmıştık. Kahvaltı yapabileceğimiz yerler en erken 11.00’de açıyordu. Sabahın 6.00’sında uyanan çocukları 11.00’e kadar aç bırakamayacağımızdan, mecburen en yakın marketten ekmek, peynir vs alıp otele geliyorduk ve kahvaltıyı odada yapıyorduk ki bu bizim için hiç pratik olmamış, ayrıca zaman kaybı olmuştu. Güne erken başlıyoruz. Çocuklarla gece gezmesi pek yapamıyoruz. Bazı istisnalar hariç, gün içinde yaşadığımız hareket, bizi en kısa zamanda kendimizi otele atıp dinlenme isteğine götürür. Çocuklarla seyahat ettiğimiz için şehir şehir gezmiyoruz. Bir ülkede, mümkünse tek bir şehirde konaklayıp uzak olmayan (ortalama 1-3 saat arası) diğer gidilebilecek yerlere günü birlik gideriz. Küçük çocuklar rutini sever. Her akşam onu farklı bir otelde uyutmaya çalışmak, hem kendisi hem de bizim için uykusuz ve huzursuz günler anlamına geldiğinden, bunu asla yapmıyoruz. Mesela Danimarka’ya gittiğimizde konaklamayı başkent Kopenhag’ta yaptık. Kopenhag’tan 20 dakikada Oresund köprüsünden geçerek İsveç’in güney kıyısında bulunan muhteşem Malmö şehrine gittik. Orayı günü birlik gezdikten sonra tekrar Kopenhag’a kaldığımız otele geri geldik. Aynısını Venedik’e gittiğimiz zaman, yine günü birlik İtalya’nın Verona şehrine ve yine Venedik’ten Balkan ülkesi Slovenya’nın başkenti Ljubljana’ya gitmiştik. Böylelikle her gece kaldığımız mekan aynı olur ve çocukla seyahat etmek işkenceye dönüşmez. Tatile gitmeden önce kalacağımız otelin yakınındaki süpermarketleri mutlaka araştırıyoruz. Altın kurallardan bir tanesi de budur. Çocuklar için, hatta bazen kendimiz için de, yakında bulunabilecek en az bir süpermarket olmazsa olmazdır. Mesela ailelerin en fazla şikayet ettiği şeylerden biri de, çocuklarımızın tatildeyken yeterince yemek yememeleridir. Bizim konuda yaptığımız şey ki bunu diğer çocuklu ailelere de tavsiye ediyorum, evdeyken yemelerini onaylamadığımız şeyleri, zararlı olsa bile tatilde yemelerine izin vermemizdir. Bir haftada cipsten, çikolatadan zehirlenmezler nasıl olsa… Ne isterlerse yemeleri için izin veriyoruz. Bu şekilde onların da kafası rahat, bizim de…

  • Hayatınızda size ilham veren veya dünyayı keşfetmeye teşvik eden birileri oldu mu?

 Biz seyahat etmeye aşık bir aileyiz ve çocuklar dahil sürekli birbirimizi bu konuda teşvik ediyoruz. Çekirdek aile olarak bu konuda dördümüz de “tencere kapak gibiyiz” diyebilirim.

  • Şimdiye kadar olan seyhatlerinizi düşündüğünüzde En stresli komik / tehlikeli an neydi?

    Başımızda gelen komik birçok durum var. Ancak bir tanesi bize bayağı bir tecrübe oldu, ondan bahsetmek istiyorum. Normalde seyahate çıkmadan önce gideceğimiz yerin hava durumunu internetten sık sık kontrol ediyoruz. Ağustos ayında hemen hemen her yıl dünyanın en mutlu ülkesi seçilen Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a gideceğimiz zaman, hava durumunu önceden onlarca kez kontrol etmemize rağmen, valizleri tshirt ve şortla doldurduk. Ancak bunun ne kadar yanlış olduğunu havaalanından çıkışın 10. saniyesinde anladık. Her baktığımızda 21 derece olan havanın kuzeyin 21 derecesi olduğunu, özellikle de Kıbrıs’ta 44 dereceyi yaşarken hesaba katamadık. Hava 21 derece ama hissedilen neredeyse -5… Tabii bu durum üzerine, kendimizi havaalanından en yakın alışveriş merkezine atana kadar şort ve tshitlerle buz kesmiştik. Bu da bizim için büyük bir tecrübe olmuştu.

  • Bir sonraki yolculuk nereye?

  Bir sonraki yolculuğu Portekiz’e yapmayı planlıyoruz. Ancak henüz tarih belirlemedik. Yaz sonu olabilir.

  • Son olarak okuyucularımıza bir neler söylemek istersiniz?

 Ailelerin çocukları ile tatil yapmalarına engel olan, daha doğrusu birçok ailenin gezmek yerine eve kapanmayı tercih etmesinin en büyük nedeni, çocukların gittikleri yeri hatırlayacak yaşa gelmelerini beklemeleridir. Bence çocuk kaç yaşında olursa olsun, mutlaka yaptığı seyahatten etkilenir, değişen koşullara ayak uydurmayı öğrenir, yeni aktiviteler için heyecan duyar. Bana göre insanın küçük çocuğu olduğu zaman seyahat etmemesi, bir seçenek olmamalıdır. Mesela tatildeyken daha az stresli anne baba ile gün boyu daha çok vakit geçiren çocuklar, daha mutlu olur. Deneyin… Bebeklikten itibaren yolculuk yapmaya ve değişen koşullara ve farklı insanlara daha kolay uyum sağlarlar. Hem ne demiş Emile Zola “Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştiremez…” 

14.0b
Okunma