Gürcafer: Yatırımcılar büyük zarara uğrayacak

Mağusa, İskele Yeni Boğaziçi İmar Planı konusunda müteahhitlerin önerileri dikkate alınmadı

Müteahhitler Birliği Başkanı Gürcafer, Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi İmar Planı konusunda müteahhitlerin önerilerinin dikkate alınmadığını söyledi ve Planlama ve İnşaat Dairesi’nde 3-4 çalışanın “ben yaparım olur” zihniyetiyle davranarak ülke ihtiyaçlarını göz ardı ettiklerini belirtti

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, kamuoyunda yoğun şekilde tartışılan Mağusa, İskele Yeni Boğaziçi İmar Planı konusunda müteahhitlerin önerilerinin dikkate alınmadığını söyledi.

Gürcafer, emirname sonrası İnşaat Müteahhitleri Birliği’nin sunduğu taslakta yer alan konuların imar planı hazırlandığında değerlendirileceğinin söylenmesine karşın dün kendilerine yapılan sunumda hiç bunlara yer verilmediğini gördüklerini söyledi.

 Planlama ve İnşaat Dairesi çalışanlarına da ciddi eleştiriler yapan Gürcafer, 3-4 çalışanın “ben yaparım olur” zihniyetiyle davranarak ülke ihtiyaçlarını göz ardı ettiklerini söyledi.

Cafer Gürcafer, Taslak İmar Planı’nda yer alan konuların %98’inde hem fikir olduklarını, ancak esas can alıcı noktalar olan %2’de anlaşmanın sağlanamadığını ve bu konuda mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti.

 “Tek anlaşmadığımız nokta, nerelere yüksek kat yapılacağı ve yapı arsa oranları ne olacak” konusudur” diyen Gürcafer, hükümetin imar planı konusunda bir vizyonu olması ve onun arkasında durması gerekirken, Planlama ve İnşaat Dairesi çalışanlarının inisiyatifine konuyu bıraktığını ve onların da sermaye düşmanı gibi davrandıklarını iddia etti.

HALKIN SESİ’ne konuşan Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer’in konuyla ilgili değerlendirmeleri şöyle:

 

SORU: Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi İmar Planı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Gürcafer: Tüm katılım süreci, çalıştaylar, mevcut durum tespitleri ve odak toplantılarından sonra Şehir Planlama Dairesi’nin ortaya koyduğu plan bizim hayal ettiğimizden çok uzak. Çok yakın gibi görünse de “can alıcı” bir iki noktada bizden çok uzak. Örneğin,100 birim varsa, bunların 98’inde hem fikiriz. Ormanların korunması, derelerin korunması, sulak alanların, tarımsal alanların, eski eserlerin, sit alanlarının, köy dokularının korunması gibi konuların tümünde hem fikiriz.

Bizler belli yerlerde yüksek katlı bina yapılmasına olanak verilmesini istiyoruz ancak bu konuda planı yapan arkadaşlarla anlaşamıyoruz. İmar Planının hazırlandığı süreç, katılımcı bir süreç, demokratik bir ortam gibi görünse de, can alıcı noktalarda kendileri karar verdiler. Örneğin, hangi arazinin içerisine ne oranda inşaat yapılabileceği, hangisinin tamamen yasaklanacağı gibi önemli konularda kendileri karar verdiler.

YATIRIMCILAR BÜYÜK ZARARA UĞRAYACAK

Bizim düşüncemiz, ikinci bir Mağusa-Karpaz yolu yapılsın, mevcut yol da turizm alanı içerisinde bir bağlantı yolu olsun. Daraltılsın yol boyu bisiklet ve yaya yolları yapılsın. “Güzel bir düşünce” dediler ve bunu aldılar. Yıldırım Köyü’nde tarımsal amaçlı bir sanayi alanı yapılmasını önerdik. Bunu da kabul ettiler ve planda yer aldı. Ancak, bunların dışında nerelerin kapatılacağını, nerelerin açık kalacağı, nerelerde hangi oranlarda ne olacağını kimseye sormadılar. Tamamen kendileri yaptılar.

Bu da birçok yatırımcının ekonomik olarak büyük bir zarara uğramasına neden olacak. Çünkü bu yatırımcılar bu arazileri inşaat yapmak için satın aldı. Satın aldıkları zaman da mevzuatın ne olduğunu gidip sordular. Bu insanların mağdur edilmeden yumuşak bir geçişle bir imar planına dönüştürülebilir. Bundan kimse zarar görmez. Ancak buna da yanaşmıyorlar.

Bir diğer nokta turizm konusunda. Hem Kıbrıs Türk Otelciler Birliği’nin, hem de Turizm Bakanlığı’nın duruşu çok farklı. Şehir Planlama Dairesi’nin ortaya koyduğu vizyon çok farklı. Bunlarda da anlaşılır değil.

3-4 KİŞİNİN İDEOLOJİK DURUŞU OLDUĞUNA İNANIYORUM

“Bay torent” dediğimiz olay, bizim ülke ekonomisini kendi ayakları üzerinde durması açısından çok önemsediğimiz bir modeldir. Ancak buna da sıcak bakılmıyor. Sanırım teknik ve bilgiye dayalı bir karşı duruş değil, ideolojik bir karşı duruş vardır. Bizim düşüncemize Şehir Planlama Dairesi’ndeki 3-4 kişinin ki planı yapma konusunda yetkisi olan bu insanlardır, bu insanların duruşu ideolojik bir duruştur. Liberal ekonomiye karşı bir duruştur.  Bu ülkeyi yöneten bir hükümet varsa, hükümetin bu konuda bir vizyonu varsa, bunu net bir biçimde ortaya koyması lazım. Biz şuan bir empoze ile karşı karşıyayız. Ortaya çıkan tablo ortak aklın ürünü değildir. Halen daha ben, Sayın Bakan’ın iyi niyetinden ve işin sonunda ortaya doğru düzgün bir şey çıkartacağından ümitliyim. Farklısını düşünmek istemiyorum. Halka sunuma gitmeden önce bize gösterilmiş olan plan, plan değil. Bu ülkeyi kurtarmaz. Bu ülkeyi, ekonomiyi batırır.

 

Bundan sonraki süreçte neler yapılması gerekir?

 

Gürcafer: Şuanda hazırlanan bir taslak var. Bu taslak imar planının taslağıdır. Biz bu taslağa baktığımız zaman “dağ fare doğurdu” diyoruz. Sorduğumuz sorulara doğru düzgün cevap alamıyoruz. Şehir Planlama Dairesi’nin yaptıkları var, hükümetin söyledikleri var. Hükümet ortaklarının farklı farklı söyledikleri var. İş dünyasının, turizmcilerin söyledikleri var. Önemli olan bütün bunların harmanlanması ve doğruya doğru gitmesidir. Diğer taraftan Şehir Planlama Dairesi’nde planı yapanlar “Hayır biz biliriz, biz yaparız, siz de bunu kabullenirsiniz” diyorlar.

BU İŞİ DOĞRU LİMANA GÖTÜRMEK ZORUNDAYIZ

 

Şehir Plancıları Odası Başkanı ve bazı yönetim kurulu üyelerinin hoş olmayan eleştirileri söz konusu. Toplumsal uzlaşının sağlanabileceği bir zemin vardı planla ilgili olarak. Bu insanlar bu zemini özellikle havaya uçurdular. Çünkü toplumsal uzlaşı istenmiyor. Kavgadan besleniyorlar. Böyle bir durum söz konusu.

Bu zemin havaya uçtuğu için de biz de sektörümüzü, ülke ekonomisini savunmaya çalışıyoruz. Tam istedikleri noktaya getirdiler. Bir cepheleşme oldu. Sosyal medyada yer alan eleştiriler de hiç hoş değil. Ama biz onlar gidi düşünemeyiz, onlar gibi davranamayız. Çünkü bu ülke ekonomisinin nerede ise %30’unu sırtında taşıyan bir sektörün başındayız. Bunun sorumluluğunu taşıyoruz. 250’ye yakın yan sektör vardır buradan beslenen. Bu nedenle, bu işi doğru limana götürmek zorundayız. Bunun için de çaba harcıyoruz. Çalışmalarımız devam eder. Sonunda iyi bir netice otaya çıkacağına inanıyorum.

“BİR VİZYONUNUZ OLMALI, ÇALIŞANA GÖRE HAREKET ETMEMELİSİNİZ”

Emirname yayınlandığı zaman bizler kendi uzmanlarımızla oturup bir çalışma yaptık. Bir alternatif emirname hazırladık ve verdik. Bunun üzerine Sayın Bakan gelmiş geçmiş tüm Şehir Planla Dairesi Müdürlerini topladı. Hepsi ile birlikte bir toplantı yaptı. Bu toplantıda bizim danışmanımız da vardı. Dediler ki, “çok güzel bir plan hazırladınız. Bu bize çok yardımcı olacak. Ama planda, emirnamede değil. Dolayısıyla, biz emirnameyi olduğu gibi bırakıyoruz. %80-90 aynı düşünüyoruz. Bu plana yakın bir şeyler çıkaracağız imar planında” dediler.

Biz de oturup bekledik. İmar Planı’nda ortaya çıkan taslak, hiç alakasız çok uzak bir taslak çıktı. Dolayısıyla, biz de buna karşı çıktık. Benzer bir çalışma yapıp hem Sayın Bakan’a hem hükümetin diğer ortağına verdik. Bu çerçevede de görüşmelerimiz devam ediyor. Hükümet yetkililerini, bakanlıkları, Başbakan’ımızı, halkı bilgilendiriyoruz bu konuyla ilgili olarak. Bu işi düzeltmeye çalışıyoruz. Ancak dediğim gibi önemli olan şu noktadır. Ben bir siyasi partiyim ve hükümet ortağıyım. Benim bununla ilgili vizyonum olmalı ve bu net olmalıdır. Bizim beklediğimiz budur, net bir duruşun olmalıdır. Yoksa “Benim Planlama Dairesi’nde çalışan 4 personelim budur, elimdeki imkanlar da bunlardır, napayım” yaklaşımı sergiliyorsanız biz bunu kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Ama ümit ederim ki tartışa tartışa bir noktaya varacağız.

CAN ALICI KONULARDA ANLAŞAMADIK

Yükseklik ve çok katlılıkla ilgili konularda anlaşamadık. Biz bir ada ülkesiyiz ve toprak fakiri bir ülkeyiz. Dolayısıyla toprağımızı olabildiğince dikkatli kullanmamız gerekiyor. Eğer bizim 10 yılda yüzbin konut ihtiyacımız varsa ki yalnızca 5 bin konut yerli insanımızın ihtiyacıdır yıllık olarak. Yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türkler ve diğer yabancılar olarak bakarsak, 100 bin konut yapacaksak, bunu yatayda yayıldığın zaman 100 bin dönüm istersin, dikeyde yayıldığın zaman ise belki 5 bin dönüme ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, bizim belli yerlerde yüksek katlılığı olabildiğince kullanmamız gerekiyor. Ayrıştığımız nokta bu. Onlar, çok kata izin vermek istemiyorlar. Peki ne olacak? 500 bin Kıbrıslı Türk var yurt dışında yaşayan. %5-6’sının henüz burada evi var. Bizim insanımız geldiğinde nerden alacak evi. İkincisi, bizim insanlarımızın alım gücünü yükseltme ve insanların alım gücünü emme gibi bir derdimiz var. Döviz yükseldi, patladı. Barınma ihtiyacı devam ediyor. Peki biz şehir dışındaki arazileri inşaata kapattığımız zaman şehir içindeki arazilere ev yapıp da satmak onların cebine uygun değil. Girne, Lefkoşa veya Mağusa’nın içinde bir arsa 200-250 bin sterlin. Peki 6 adet ev yaptığınız zaman bunun içerisine 40 bin sterlin sadece arazi maliyeti vardır. Ancak, dışarı doğru açıldığınız zaman dönümü 10 bin liradır. Daire başına bin lira gelir. Ya insanlarımızın cebine ineceğiz, ya da insanlarımızın cebini yükselteceğiz. Şehir Planlama Dairesi’ndeki insanların böyle bir derdi de yok. Ancak benim böyle bir derdim var. Çünkü bu sektör on binlerce insanın ekmek yediği bir sektördür ve bu sektörün yaşaması gerekir. Ama onların böyle bir derdi yok. Umursamazlar. 4-5 bin mimar mühendis bu sektörden ekmek kazanır. Bizim esas sıkıntı duyduğumuz bu noktalardır. Can alıcı noktalardır bunlar. Ondan dolayı %95’ine evet dememize rağmen anlaşmıyor gibi görünüyoruz. Esas çevreyi ve doğayı, kültür gelenek görenek ilgilendiren noktada anlaştık. Hiçbir ayrı düşüncemiz yoktur. Sanki doğayı katletmek isteriz, dere yataklarını kullanmak isteriz. Böyle bir şey yok, bu konuların hepsinde anlaştık. İnsanlarımıza bizi günah keçisi gibi göstermesinler. Tek anlaşmadığımız nokta, nerelere yüksek kat yapılacağı ve yapı arsa oranları ne olacak. Onlar bu konuda mantıksız bir cimrilik içerisindedirler. Görüntü, yatırımcı düşmanlığı sermaye düşmanıdırlar, nefret ederler sermayesi olan işverenlerden. Bu ülkede herkes bizim insanımızdır, el ele yürümeyi bilmeliyiz, ama bunu başaramıyoruz, böl yönet şeklinde hareket ediyorlar.”

81
Okunma