Dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı şehir Kopenhag

Turizmkıbrıs köşe yazarı Bilgin Şenyurt Polatcan bu haftaki yazısında Kopenhag'ı anlattı...

Dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı Kopenhag’a neden gidilir? İlk önce şunu söyleyeyim, eğer kış boyunca çalışırken, deniz kenarında bir tatil beldesinde, tembel tembel sahilde yatıp kitap okuma hayali kurmuyorsanız ya da daha önceki yazılarımda sözünü ettiğim, yazın çok kalabalık olan İtalya’nın bir şehrinde salına salına gezme veya Barcelona’da, instagrama hiçbir şekilde sığmayan Sagrada Familia’nın önünde selfie çekme hayali kurmuyorsanız, Danimarka'nın başkenti Kopenhag şehri sizin için biçilmiş bir kaftan…

Soğuğu pek sevmeyen ben, gezme söz konusu olunca, soğuk, yağmur, çamur benim için hiç önemli olmuyor. Kopenhag’a gitmeden önce bu şehirle ilgili okuduğum yazılardan, bu şehri seveceğimi biliyordum, ama bu kadarını tahmin etmemiştim.

Adım attığınız andan medeniyeti iliklerimize kadar yaşadığımız Kopenhag, özellikle de çocuklarla gezilmesi en kolay şehirlerden biridir. Kopenhag Havaalanından şehir merkezine mesafe yalnızca 15 dakikadır. Şehrin en güzel yanlarından biri de hiçbir araç kullanmadan şehri kolayca gezebilmemizdir. Renkli binaların arasından geçerken sıkılmamamızdır. İki çocukla gezmemize rağmen, gittiğimiz her Avrupa şehrinde, şehir bitene kadar gezmeyi adet edindik ve bunu yapabildiğimiz yerlerde mutlaka yürüyerek yapıyoruz. Ne kadar çok yürüyüş, o kadar çok anı… Kopehag da böyle bir şehir…

Andersen Masallarına ilham veren Kopenhag, mimarisi, bisikletle dolaşan sade ve şık insanları, rengarenk bina ve çiçekleri ile dünyanın en mutlu ve en yaşanılası şehri olmasının yanında, Michelin yıldızlı restoranlarıyla da öne çıkıyor. Bunlardan biri de 4 yıl arka arkaya dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma’dır.

Tertemiz sokaklarında güler yüzlü insanların yaşadığı Kopenhag’ta her yer huzur kokar. Sokaklarında arabadan çok bisiklet vardır. Dünyanın en yüksek gelir seviyesine sahip olmalarına rağmen, ulaşım aracı olarak bisikleti tercih ediyorlar. Kopenhag’a bisikletin başkenti dersek, abartmış olmayız. 1970’den bugüne dek Kopenhag’ta özel araç olarak bisiklet kullanımı hızla artıyor.

Şunu da belirtmekte fayda var, yaşam kalitesinin yüksek olduğu bu şehirde yeme içme, alışveriş ve konaklama, haliyle diğer Avrupa ülkelerine göre daha pahalı…

Kopenhag kuzey Avrupa’da olduğu için her mevsim soğuk bir şehirdir. Siz de benim gibi gitmeden önce hava durumunu 12786 kere kontrol edip, “ooo çok iyi 20 dereceymiş şort tshirt gidebiliriz” yanılgısına kapılmayın. Kuzeyin 20 derecesi bildiğiniz -5… Kopenhag’ta kışta uzun ve karanlık geceler yaşanırken, şehir bahar ve yaz aylarında günde ortalama 20 saat gün ışığı almaktadır. Gece yarısına kadar süren gün ışığı, insanı yaşam enerjisi ile doldurmaktadır.

Bira tüketiminde dünyada ilk 3’e giren Kopenhag, Carlsberg’in de anavatanıdır. Mesela Lego da Danimarka’ya ait…Hatta gittiğimiz bütün Avrupa şehirlerinde gezmekten büyük keyif aldığımız Flying Tiger de aslen Danimarkalı…

Yazılarımda seyahat edilen şehirde gezilecek yerleri sıkılacağınız şekilde, uzun uzun anlatmak istemem ama kısaca gidilecek yerlere değinmek isterim. Uzun uzadıya hafızanıza gereksiz bilgiler sokmak yerine, pratik kısa bilgilerle kafanızda Kopenhag’a dair bir şeylerin canlanmasını istiyorum.

Tivoli Bahçeleri: Tivoli, birçok lunaparkın aksine şehir dışında değil, tam şehrin göbeğindedir. Tivoli, Walt Disney’in, Disneyland’ı kurması için ona ilham veriyor. Rivayete göre 1951 yılında Tivoli’yi ziyaret eden Walt Disney, orada o kadar çok eğleniyor ki, “aynısını ben da yapacağım” diyor… Lunapark’ta 100 yaşını aşkın, elle kontrol edilen ahşap bir roller coaster var. 7’den 70’e herkesin eğleneceği bir yer… Dünyanın en eski ikinci Lunaparkı’dır ve benden size tavsiye, sadece buraya bir gününüzü ayırın. Sonuçta Walt Disney de gidip eğlenmiş, biz mi eğlenemeyeceğiz?

Nyhavn Kanalı: Eskiden gece hayatının merkezi olan Nyhavn, şimdi rengarenk evleri, cafe, bar ve restoranlarıyla şehrin kalbinin attığı bir yerdir. Burada Kibritçi Kız, Parmak Kız, Prenses ve Bezelye Tanesi, Kurşun Asker, Küçük Deniz Kızı ve daha birçok masalın yazarı Hans Christian Andersen’in de evleri bulunuyor. Nyhavn’daki evlerden en önemlisi 9 numaralı evdir. Bu ev 1681 yılında inşa edilmiştir ve bugüne kadar ilk günkü sağlamlığını korumuştur. Diğer önemli ev de Andersen’in yaşamış olduğu 80 numaralı evdir. Andersen’in 18 ve 67 numaralı evlerde de yaşadığı, en güzel masallarını bu evlerde yazdığı söylenmektedir.

Assistens Mezarlığı: “Mezarlık mı?” demeyin. Kopenhag’taki mezarlıklar bizdeki gibi hüzünlü, yas mekanları değildir. Hepsi cıvıl cıvıl, halka açık parklardır. Çocukları gezdirenler, kitap okuyanlar, piknik yapanlar, bisiklet sürenler… Masal yazarı Hans Christian Andersen ve filozof Soren Kierkegaard’ın mezarları da buradadır. Mutlaka uğrayın, çok şaşıracaksınız. Siz de burada Kopenhaglılar gibi yürüyüş yapabilir, piknik yapıp, çimlerde kitap okuyabilirsiniz.

Little Mermaid (Küçük Denizkızı Heykeli): Kopenhag’ın simgesi. Hans Christian Andersen masalındaki deniz kızı kahramanı… Dünyanın en çok fotoğrafı çekilen heykellerin biridir.

Stroget Caddesi: Avrupa’nın en uzun, sadece yayaların girebildiği büyük bir alışveriş caddesidir.

Ripley’s Believe it, or not (İster İnan İster İnanma): ABD’li çizgi romancı ve gezgin Robert Ripley’in, dünyanın dört bir köşesinden derlediği garipliklerden oluşan bu müzenin ana teması, dünyadaki çılgınlar ve çılgınlıklardır. Müze, insanın aklını başından alacak gösteri ve görsellerle dolu… “Yok artık bu kadar da olmaz!” diyebileceğimiz her şey bu müzede… Gezerken gözlerinizin fal taşı gibi açılmasını istiyorsanız, bu müzeyi mutlaka geziniz derim.

City Hall Square: Popüler alışveriş ve restoran caddesidir. Stroget’in başlangıç noktasıdır. Siyasi gösterilerden, kutlamalara, konserlerden, sergilere kadar yol boyunca birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Henry Luckow Nielsen tarafından yapılan Hans Christian Andersen heykeli de bu meydanda…

Sondermarken: Şehir merkezinden biraz uzakta olduğu için devasa ağaçlara ve huzur verici uçsuz bucaksız yeşilliklere sahip bir park…

Round Tower: Bu astronomik gözlemevi, Kopenhag’daki en popüler yerlerden biridir. Avrupa’nın en eski gözetleme kulesi olan bu kulenin farkı, merdivenlerinin olmamasıdır. Burada hem şehrin güzel manzarasını, hem de güneşi gözlemleme fırsatını bulabilirsiniz. 17. yüzyılda inşa edilen bu kule, Ludvig Holberg, Ole Romer, H.C. Orsted ve Hans Christian Andersen gibi kişilerin çalıştıkları bir kütüphane olarak hizmet etmekteydi. Üst kata ulaşmak için bir merdiven yerine rampa çıkmak zorundasınız. Oldukça yorucudur, ancak manzarası için değer. Üst katta, güneşi bir teleskop merceğinden görebilirsiniz. Kopenhag’ın en güzel manzaralarının tadını çıkarmak isterseniz, buraya gelin ve istediğiniz kadar fotoğraf çekin. 

Christiania: Eşimin, buraya çocuklarla gitmemiz konusundaki tüm çekincelerine rağmen, susturamadığım iç sesim “iyi ki gitmek için ısrar ettin Bilgin” diyor. Zira buraya gitmesem Kopenhag’a gittim diyemezdim. İnanılmaz bir deneyimdi. Christiania kasabası bence tam anlamıyla bir başarı öyküsü… Danimarka’nın, hatta Avrupa’nın orta yerinde, kendi kanunlarını kendileri koyan, kendi kendilerine yeten, “keyifleri yerinde” insanların yaşadığı bir kasaba… Christiana 50 yıldır varlığını sürdürüyor. Kasabanın girişinde “Şu an Avrupa Birliği topraklarına veda ediyorsunuz” yazılı bir tabela var. Kasabanın kendine özgü bayrağı ve para birimi var. Bütün evlerin dış cepheleri grafitti çizimleriyle dolu… Çöp arabaları bile… Peki nedir Christiania’nın öyküsü? 1971 yılında bir grup sanatçı ve hippi, terk edilmiş bir bölgeyi işgal ettiler. AB’nin kurallarını tamamen reddettiler. Burada tamamen kendi kurallarının olması için direndiler. Christiania organik yiyecek satan marketleri, sanat galerileri ve esrar satan stantlarıyla Avrupa’nın göbeğinde, ancak Avrupa’yı reddeden bir kasaba… İnsan nüfusu 900, kasabada bulunan köpek sayısı 400…Danimarka Hükümeti ile yürütülen uzun süreli müzakerelerin ardından Temmuz 2012’de resmen kurulmuştur. Bu kasabada fotoğraf çekmek, araba kullanmak, silah, şiddet, çalıntı ürün satmak ve koşmak yasak… Koşmak mı? Evet koşmak… Polisin ani baskınlarında alarm görevi gördüğü için, normal zamanda koşmak gereksiz paniğe yol açmaktadır. Burada enteresan olan şeylerden biri de, esrar üretimi, kullanımı ve satımının yasak olmamasıdır. Kasabaya girer girmez sizi yoğun bir esrar kokusu karşılar. Kasabada sağlı sollu esrar satan stantlar var. Kokain ve kimyasal madde kullanımının yasak olduğu Christiania’da esrar kullanmak serbest. Hatta özerk bölgenin en büyük kalkınma payı esrar üretimine ait.  Buraya gitmeden önce okuduklarımızdan neyle karşılaşacağımızı tam olarak tahmin edemeyeceğimiz için oldukça temkinli gittik, ama çok güvenli bir bölge olduğunu gördük. Her adımda fotoğraf çekmek isteyeceğimiz bir şeyle karşılaşıyoruz, ancak çekemiyoruz, çünkü fotoğraf çekmek yasak… AB’nin kurallarını hiçe sayıp özgür bir alan yaratalım derken, Christiania’lılar kendi bayrak ve para birimlerini de oluşturarak, bu işi çok ileriye taşıdılar. Christiania vatandaşları en ufak bir vergi dahi ödemiyorlar. Son olarak diyeceğim şu ki, Christiania anlatılmaz yaşanır ve ölmeden önce mutlaka gidilmesi gereken yerlerden biridir. Benden söylemesi…

Şimdi de gelelim Kopenhag’ta ne yiyeceğimize…

Michelin yıldızlı restoranlarıyla ünlü Kopenhag’ta 4 yıl arka arkaya dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma’da aylar öncesinden rezervasyon yaptırmak gerektiği için biz ona gidemedik tabii… Danimarka mutfağının olmazsa olmazı deniz ürünleri ve çavdar ekmeğidir… Deniz ürünlerinde bizim bildiğimiz renga balığı da öne çıkmaktadır. Burada kaldığımız 7 gün boyunca tek bir obez insana rastlamadık. Bence nasıl beslenmeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar. İnanılmaz zengin yemek türlerinin olduğu Kopenhag’ta biz, sokaklarda ve meydanlarda çok sık karşımıza çıkan konteynerlere kurulu Street Food adı verilen çeşit çeşit sokak lezzetlerine bayıldık. Bu Street Food olayı 1900’lü yıllarında başında başlamış, etkisini de giderek artırmıştır. Street Food konteynerlerinde satılan hot dog’lar oldukça başarılı… Bunun sebebinin ne olduğunu bilmiyorum ama sokakta yediğimiz hot dog’lar gerçekten çok çok iyiydi ve şu an bile yazarken aklım gitti.

Bu arada biz Kopenhag’tan Oresund köprüsünden geçerek yaklaşık 45 dakikada trenle İsveç’in 3. Büyük şehri olan ve şehrin güney sahilinde bulunan Mölme’ye de gittik. Buna başka bir yazımda değineceğim… Malmö’ye bayıldık. Hatta büyülendik.

Kopenhag yaz yaz bitmiyor. Sayfalara sığamıyor…  Gittiği her Avrupa şehrinde kalbini bırakan biz, Kopenhag’a hayran kaldık. Soğuğu ve pahalı bir şehir olması bir yana, diğer Avrupa şehirlerinden çok farklı, mutlu, sakin insanların yaşadığı aşık olunası bir şehir Kopenhag. Size garanti ederim, Kopenhag’a gittiğinize hiç pişman olmayacaksınız. Hem ne demiş Danimarkalı ünlü yazar Hans Christian Andersen… “Gezmek yaşamaktır.”

Takip edip, gezilerle ilgili sorularınızı sorumak için Facebook adresim: Bilgin Şenyurt Polatcan Instagram adresim: bilginsenyurtpolatcan

 

814
Okunma