Bülent Dizdarlı yazdı: HİNDİSTAN

Bülent Dizdarlı'nın kaleminden...

 Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Eski Başhekimi Bülent Dizdarlı, Hindistan anılarını yazdı. 

 Dizdarlı'nın yazısı şöyle:                   

     HİNDİSTAN

Sevgili okuyucular. Sizlere yakın zamanda (Mart 2019) belli bölgelerini gezdiğim Hindistan’ı kendi bakış açımla anlatmak için bir yazı dizisi hazırladım. Umarım ilginizi çeker. Bir kere şunu söyleyeyim, Hindistan gerçekten de çok orijinal bir ülke. Görmeden, orada zaman harcamadan bu ülke hakkında fikir sahibi olmak çok zor. Bu yazı dizisini yazarken bile sizlerin bazı kısımları abartılı bulacağınıza , “hadi canım sende, olur mu böyle şey diyeceğinize” eminim. Eminim çünkü bu ülkeyi görmeden önce okuduğum ya da bana anlatılan ülkeyle ilgili olay ve hikâyelere benim de koyduğum tepki böyleydi.

İzninizle önce klasik bazı bilgileri vermekle işe başlayalım :
Hindistan ya da resmî adıyla Hindistan Cumhuriyeti, Güney Asya'da bulunan bir ülkedir. Dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanı ve en büyük ikinci nüfusuna sahip olan devlettir. Aslında bu ikincilik hızla birinciliğe ulaşmak üzeredir. Zira şu an ilk sırayı tutan Çin’de her aileye bir çocuk yapma şansı verilirken, Hindistan’da bir kısıtlama yok, varsa da dinleyen yoktur. 2017 Dünya Bankası verilerine göre nüfus 1 milyar 339 milyona ulaşmıştır. Başkent Yeni Delhi’dir Ulusal marşları "Jana Gana Mana" dır. Resmi ve kullanılan diller yerel diller yanı sıra İngilizcedir. Para birimi Hindistan Rupisi’dir. Yirmi dokuz eyaletten bu devlet dünyanın yüz ölçümü olarak en geniş yedinci büyük ülkesidir. Ben, ülkenin başkenti olan Yeni Delhi’nin bulunduğu Haryana, Dünyaca ünlü Tac Mahal’ın bulunduğu Agra ile ülkenin dini başkenti olarak anılan Varanasi kentlerinin bulunduğu Pradesh, ve tarihi stratejik değeri ile bilinen Jaipur’un bulunduğu Rajhastan’da gözlem yapma şansını buldum.

Hindistan birçok dine ev sahipliği yapmaktadır. En yaygın olanı nüfusunun %80'i ile Hinduizm. Hinduizm İslam ve Hristiyanlıktan sonra dünyanın en yaygın üçüncü dinidir. Bazı yöntem ve gelenekler bölgesel olarak, Nepal ve Bangladeş de yoğun Hindu nüfusuna sahip diğer ülkeler de değişiklikler gösterebilmektedir. Hinduların dinlerinde binlerce tanrı vardır. Nerdeyse bilinen her şeye bir tanrı bulmuşlardır. Ancak en çok itibar ettikleri üç büyük Tanrı vardır. Bunlar; yaratıcı Brahma, koruyucu Vishnu ve yok edici Shiva'dır. Bu Tanrılar,  Hindu Tanrı Üçlemesi Trimurti'yi oluşturur. Bu üç dinin dışında başlıca dinler Sih, Zerdüşt, Budist vs gibilerdir.  Hindistan’da din olayı o kadar karmaşıktır ki öyle bir hafta on gün orada kalmakla olayı çözmeniz mümkün değildir. Sadece şunu söylemek isterim ki kimin hangi dinden olduğunun yaşam kalitesine etkisi yok gibidir. Örneğin Hindistan topraklarında Hindu dininden bir insan, bir Müslüman, bir Sih ile ortak iş kurabilmekte ve bu hiçbir şekilde yadırganmamaktadır. Camiler kiliseler ve diğer tapınaklar faaliyetlerini özgürce sürdürmektedir.

Sosyal yaşamda kadın cumhuriyetin ilanı ile ön plana çıkmaya başlamıştır. Yine eski sınıf sisteminin cumhuriyetle yasaklandığı ısrarla söylenmektedir: Ancak eski geleneklerin de çoğu yerde korunduğundan bahsedilmektedir. Sınıf  değiştirmek atlamak çok zordur ve bir yerde herkes kendi sınıfından bir kişiyle izdivaç yapmak durumundadır… Sari tek bir kumaşı vücuda sarmakla oluşan milli kıyafetleridir. Kadınlar  evlenirken sınıfına göre cehizle koca evine geçmektedir. Son yıllarda gençler bu tabuları daha çok kırmaya başlamışsa da geçerli durum budur.

Hindistan’a giriş yapmak için geçerli bir pasaport yanı sıra önceden vize almanız şarttır. Vize işlemini internet üzerinden hâl edebiliyorsunuz. Ancak bunun o kadar da kolay bir işlem olduğunu söyleyemem. Form ‘da ki soruları yanıtlarken dudaklarınıza “  Ne bu ya? Vazgeçtim gitmiyorum” cümlesi birkaç defa gelebilir. Bir de vize işleminizi seyahate çıkmazdan en az 21 gün önce başlatmanızda fayda vardır. Zira cevap vermekte son derece yavaş davranıyorlar. 

Benim seyahatim Mart ayı içinde gerçekleşti. Türk Hava yolları ile önce Nepal’in başkenti Katmandu’ya sekiz saatte ulaştık. Katmandu hakkındaki izlenimlerimi sonraya bırakıyorum. Ama yerel bir hava yolu ile Katmandu’dan Himalaya’ları aşarak Delhi’ye ulaşmamızı hayatımın sonuna kadar unutmayacağım bir yolculuk olarak değerlendiriyorum. Zira dünyanın en yüksek noktasının üzerinden geçmek ve o an bunu hissetmek inanılmaz bir duyguydu.

Hava alanında bürokratik işlemleri tamamladıktan sonra dışarda bizi bekleyen yerel rehberimiz etrafında toplandık. Rehber ekip tarafından önceden hazırlanan çiçek kolye boynumuza takılırken bir yerde gizemli Hindistan gezimizin de başladığını resmen hissettik…             

DELHİ

Daha önce gittiğim onlarca yabancı kent arasında, trafik karmaşasını en fazla hüküm sürdüğü şehir olarak Mısır’ın Başkenti Kahire’yi mi yoksa Tayland’ın merkezi Bangkok’u mu ilk sıraya yazmalıyım diye hep bir tereddüt yaşardım. Delhi’yi görünce  bu konuda ki kararsızlığım bitti. Söz konusu sıralamamın başına  Delhi’yi rakipsiz yerleştirdim. (Gerçi henüz Varanasi’yi görmemiştim. Ancak en azından Varanasi’yi yaşayana kadar bu konuda tereddütsüz liderim Eski Delhi olmuştu. Eski Delhi gerçekten de bir karmaşa kentiydi. Ne bisikletler ne de küçük motosikletlerle katkı sağlanan ulaşım trafikteki tıkanıklığı önlemekten uzaktı. Eğer kulaklarınız klakson seslerine kısa zamanda alışmazsa yaşanan ses kirliliği insanı delirtmeye yeterdi. Tabi sokaklarda başıboş keyfi dolanan, dokunulmaz ineklerin buna katkısı da çoktur. İnekleri gerçekten kutsal tutuyorlar, dört “Anne” figüründen biri olarak algılıyorlardı. İlk ana figürü Hindistan Toprakları, ikincisi Ganj Nehiri, üçüncüsü kendilerini doğuran anneleri ve dördüncüsü de bu ineklerdi.

Eski Delhi için keşmekeş diyarı tanımlaması yaptık ya, bunu söylerken bir geniş cadde ile ondan ayrılan Yeni Delhi için aynı şeyi söylemek açıkçası hata olur. Eski Delhi’yi görmeden Yeni Delhi’ye gelseniz, modern çok katlı binaları geniş caddeleri yeşil parkları ile bir Avrupa kentinde olduğunuzu sana bilirsiniz.  Geniş bulvarlara sahip bu modern kentte Atatürk’ün ismini alan bir meydanı görmenin bizi ayrıca heyecanlandırdığını söylemeden geçemeyeceğim.

Delhi, 19 milyona yanaşan nüfus ile Hindistan'ın Bombai’den sonraki en büyük ikinci metropolü dür. Hindistan'ın kuzeyinde yapılan arkeolojik araştırmalara göre Yamuna Nehri'nin kıyısında bulunan Delhi’de, MÖ 6. yüzyıldan beri yaşanmaktadır. Babür İmparatorluğu döneminde en muhteşem devrini yaşamıştır. Orta Asya’dan gelen Babürler Hindistan tarihinin en ihtişamlı İmparatorluğunu bu topraklar üzerinde kurmuştur. Bizim tarihimizde Babür İmparatorluğunun Türk kökenli olduğu belirtilir. Ne var ki Hindistan’da bunlardan daha çok Moğol olarak bahsedilmektedir. Tabi bu konudaki tartışmayı tarihçilere bırakmakta yarar vardır.  Ancak Babür İmparatorlarının yüz yıl Hindistan’ın kuzeyi, Afganistan, Pakistan, Bengladeş ve Nepal’de hüküm sürdüğünü bu sürede Dünya tarihine muhteşem eserler verdiklerini, zaten bu gün bu bölgelerde gezip görülecek Hindu ve Sih tapınakları dışındaki her şeyin nerdeyse o dönemden kaldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Açık hava camisi görünümünde ki 1193 de inşa edilen Quvvet-ül İslam Cami, bunun hemen yanındaki devasa minare Kutup- Minar, 1648 yılında Şah Cihan tarafından inşa ettirilen Kızıl Kale ve yine 1644 de Şah Cihan tarafından yaptırılan edilen Jama Masjid bunların başında gelmektedir. 
Bunların dışında günümüz teknolojisi yapılıp hizmete 1984 yılında açılan Bahai tapınağı Lotus Tapınağı , üzerinde birinci dünya savaşında ölen 70 bin askerin isimlerinin yazılı olduğu Hint Kapısı görülmeye değerdir.  Tabi ki Yeni Delhi’ye gelip de Raj Ghat’ı ziyaret etmemek olmaz. Hindistan’ın bağımsızlığını sağlayan Mahatma Gandi’nin1944 yılında fanatik bir Hindu tarafından öldürülmesi üzerine, cesedi Hindu geleneklerine göre burada yakılmış ve sonra külleri Ganj Nehri’ne dökülmüş, sonrasın da burada onun anıt mezarı yapılmıştır. Son derece sade ama bir o kadar da anlamlı olan bu anıt mezarın en çok ziyaret alan yerlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. “Gurudwara Bangla Sahip” isimli Sih Tapınağı da görülmeden dönülmemesi gereken yerlerdendir. Bu tapınağı ziyaret ettiğinizde Sih inançları hakkında bir miktar fikir sahibi olma şansını yakalamış olacağınızdan emin olunuz.

Geceleri özellikle Yeni Delhi’de sürekli oynayan Bollywood Showlar kesinlikle görülmeye değerdir.
yemek konusunda  tüm Hindistan seyahati boyunca dikkatli olmamız konusunda evvelden zaten uyarılmıştık. Ancak görünen çevre kirliliği içinde aslında bu uyarının abes olduğunu, zeka sahibi bir insanın olur olmaz bir yerden karnını doyuraya kalkmaması gerektiğini hemen anlarsınız. Biz de kaldığımız oteller dışında hiçbir yerde karnımızı doyurmaya kalkmadık. Buna rağmen aramızda, aşırı acılı curryli yemeklerden etkilenip mide bozukluğu geçirenler olmadı da değil.

Delhi sahip olduğu üniversitesiyle bölge de,  özellikle teknolojik yönde araştırmalar yaparak, bilhassa yazılım alanında dev adımlar atılmasını sağlamış, ülkenin bu alanda dünya lideri olmasına katkı sağlamıştır. Gerek bu özelliği gerekse verdiği kaliteli tıp eğitimi nedeniyle çevre ülkeler dahil, bir çok ülkeden öğrenci çekmektedir. Kültürü, Sosyal yaşamı, Tarihi ve bu günü ile modern Hindistan’ın başkenti olmayı sürdürmektedir.

 

Yarın:   Agra, Fatehpur Siktri

 

129
Okunma