Avrupa'nın Masal Şehri Prag

Turizmkıbrıs köşe yazarı Bilgin Şenyurt Polatcan bu haftaki yazısında Prag'ı anlattı...

Biz masal şehir diyelim, siz rüya şehir deyin, sonuç olarak muhteşem bir şehirdir Prag…

Orta Avrupa’da bulunan Prag, Çek Cumhuriyeti’nin (Çekya) başkentidir. İlk başta şunu söyleyeyim, gezilecek yerler bakımından en zengin şehirlerden biri olan Prag, asla tur ile gezilebilecek ya da birçok tur programında yer aldığı gibi günübirlik Budapeşte, Viyana, Prag turları kapsamında hızlı hızlı, deli gibi gezilecek bir yer değil… Prag’a kendiniz gidin ve gezilecek yerler listesini kendiniz hazırlayın… Alın çantanızı, giyin en rahat ayakkabılarınızı, atın kendinizi Prag sokaklarına… Prag’ta her sokağın ayrı bir hikayesi vardır…Bu hikayeyi yaşamak için en iyi yöntem yürümek… Bence mecbur kalmadıkça da metroya ya da taksiye binmeyin. Yürüyün, durun, bir cafe’de oturun, sohbet edin, içki için, sonra yine devam edin… Çekebildiğiniz kadar fotoğraf çekin… 

“Masal Şehir” de denilen bu şehir, Orta Avrupa’nın en romantik şehridir. Büyüleyici mimarisi ile Prag size hayal ettiklerinizden fazlasını verecek ve sizi bir zaman yolculuğuna çıkaracak... Prag’taki birçok yapı UNESCO tarafından dünya mirası listesine eklendi. Burası gerçek bir Orta çağ şehridir ve birçok yapı günümüzde kadar bozulmadan geldi. Bunun nedeni de bir rivayete göre Hitler’in dahi, bu muhteşem şehri bombalamaya kıyamamasıdır. 

Prag son yıllarda gezginlerin en favori mekanlarından biridir. Prag sahip olduğu iklim özelliklerinden dolayı kışları çok soğuk geçse de, bavulumuza uygun kıyafetleri koyarsak, Prag her mevsim güzeldir. Ne zaman giderseniz gidin, Prag’ı mutlaka seveceksiniz. Hatta bence Prag bize yaptığı gibi, size de bağımlılık yapacak... 

Franz Kafka, Milan Kundera, Nazım Hikmet, Mozart ve Beethoven’in yaşadığı, kültür sanatla dolu, ancak buram buram aşk kokan bir şehirdir Prag… Biz oraya üç kez gittik. Prag’tan ayrılırken fark ediyoruz ki, biz bedenen ayılsak da aslında ruhumuzu orada bırakıyoruz. Bazı şehirleri anlatmak için kelimeler, sayfalar, hatta kitaplar yetmez, Prag da bu şehirlerden biri… Prag’a gitme konusunda sizi ikna etmişsem, artık gezilecek yerler kısmına geçebilirim… 

 

Old Town: Prag’ın tam kalbinde ve görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Tarihsel açıdan önemli bir meydandır. Avrupa’nın en meşhur meydanlarından biridir ve 1992 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır. Old Town’dayken, kafanızı kaldırıp baktığınızda, hangi tarafa bakacağınızı şaşıracaksınız.  

 

Astronomik Saat: Bence burası şehrin en önemli sembolüdür.  1410 yılında yapılan ve zaman içinde birçok kez tadilatı yapılan saat, dünya üzerinde hala çalışmakta olan en eski saattir. Saatte bulunan 12 saat dilimi 12 burcu temsil etmektedir. Saat 3 kısımdan oluşur. İlk kısımda her saat başı pencerede görünen havari figürleri ve 4 tane heykel bulunur. Bu heykellerden iskelet ölümü, elinde kese tutan Yahudi aç gözlülüğü, mandolin çalan Osmanlı sefayı ve elinde ayna tutan kibri sembolize etmektedir. İkinci kısım olan astronomik kadran, Orta çağın dünya görüşünü temsil etmektedir. En yeni ve son kısım olan takvim kadranı ise günün tarihini ve burç işaretlerini içerir. Saatin her saat başı tekrar eden birer dakikalık gösterisinden dolayı turistler buraya oldukça ilgi göstermektedir. Gösteride iskelet heykel, ölümü hatırlatmak için zil çalarak başlar. Diğer figürler kafalarını sallayarak hareket ederler. Gösteri, horozun ötmesiyle son bulur.

Karl Köprüsü (Charles Köprüsü): 1357 yılında Prag’da inşa edilen köprü, Prag’ın diğer sembollerinden biridir. Bu köprüde güneşin doğuşunu ve batışını izlemek son derece keyifli... Trafiğe tamamen kapalı olan bu köprüde, sokak sanatçıları ve ressamlar var. Karl Köprüsü’ne Avrupa’nın en güzel köprüsü dersek abartmış olmayız. 

 

Prag Kalesi: 70 bin metre kareden büyük sur içi alanıyla Prag Kalesi dünyanın en büyük kalesidir ve Guinness Rekorlar Kitabı’na yer almaktadır. İçindeki sarayları, kilise ve katedralleri, bahçeler ve dar sokaklarıyla muhteşem bir yerdir. Kale, şehrin en yüksek kısmında olduğu için büyüleyici bir manzaraya sahiptir. 

 

Franz Kafka Müzesi: Dava, Dönüşüm, Milena’ya Mektuplar, Babaya Mektup gibi kitapları olan, Alman Edebiyatı’nın önde gelen yazarlarından Franz Kafka’nın evi sonradan müzeye dönüştürülmüştür. Kapıdan içeri girmeye çalışırken, sizi kapı gıcırtısı karşılıyor. Hemen yanınızda 3 boyutlu eski Prag görüntüleri, Kafka’nın geçtiği sokaklar, Milena’nın ve diğer nişanlılarının fotoğrafları… Kafka’nın kendi el yazısıyla yazdığı tüm eserlerinin sergilendiği bu müzede, Kafka’nın pasaportu ve diğer evrakları müzenin en önemli parçalarıdır. Müze sizi o kadar etkiler ki, garanti ederim çıktığınızda okumadığınız Kafka kitabı varsa hemen alıp okumak isteyeceksiniz. Loş ve alışılmışın dışında iç mekan düzenlemesiyle müzeden içeri girdiğinizde, yazarın depresyonunu hissedersiniz. 

İşeyen Adamlar Heykeli: Franz Kafka Müzesi’nin avlusunda bulunan bu heykellerin biri rivayete göre doğuyu, diğeri de batıyı simgelemektedir. Heykellerin üzerinde durup işediği Çek Haritası ile verilmek istenen mesaj, Doğu ile Batı ülkelerinin birlikte ülkeyi mahvetmesidir. 

 

Kinetik Kafka Büstü: Kalabalık bir alışveriş merkezinin girişine yerleştirilen Kinetik Kafka Büstü, tümü bir birinden bağımsız olarak hareket eden paslanmaz çelikten ve 42 tane aynalı katmandan oluşmaktadır. Franz Kafka’nın karmaşık ruhunu mükemmel bir şekilde yansıtan bu aynalı büstü mutlaka ziyaret edin, hayran kalacaksınız. 

 

Cafe Slavia (Kavarna Slavia): Şimdi de gelelim benim favori mekanıma… Cafe Slavia, tarihi bir binanın zemin katında, Vltava Nehri’nin hemen önünde bir cafe’dir. Nazım Hikmet Prag’da yaşadığı dönemde, bu cafe’ye gelir, kahvesini içip nehri seyrederken, en güzel şiirlerini burada yazar… Nazım Hikmet’in fotoğrafı bu cafe’nin duvarında asılıdır. Muhteşem tatlıların olduğu Cafe Slavia’ya ilk gittiğimizde, ben çok heyecanlanmıştım. Aklımda, şairin Prag’da yaşadığı dönemde sık sık geldiği Cafe Slavia’da hangi masalarda oturduğu sorusu vardı. Hiç unutmam Cafe’ye ilk gittiğimizde bir ara piyanoda “Üsküdar’a gideriken aldı da bir yağmur” türküsünün notaları çalmıştı. Cafe Slavia’da nehre bakan bir masaya oturup tatlılarımız yedik. Nazım Hikmetin fotoğrafının bulunduğu duvarın yanında fotoğraf çektirdik. Kesinlikle uğramanızı tavsiye ederim. 

 

Lennon Duvarı: Orta Avrupa’nın en ilgi çeken yerlerinden biridir Lennon Duvarı… Duvar, Beatles Üyesi ve barış elçisi John Lennon anısına, barış ve seviyi temsil etmek amacıyla yapıldı. 1980 yılında şarkıcının öldürülmesiyle, Karl Köprüsü’nün yakınındaki bu duvar, Lennon hayranlarının acılarını aktardığı, resimler çizdiği bir duvar haline geldi. Lennon hayranları ve polis burada uzun süren bir boyama savaşı vermişler. Lennon hayranları boyadıkça polisler graffitilerin üzerini kapatmışlar. Sonraları dünyanın her yerinden gelen insanlar kendi aşklarını yazmışlar duvara… Rivayete göre bu duvara aşklarını yazanların aşkları kalıcı olurmuş…  

 

Dünyanın en dar sokağı: Franz Kafka Müzesi’nin hemen yakınında, iki kişinin yan yana yürüyemeyeceği kadar dar bir sokak... O kadar ki, sokağın başında trafik ışığı var, insanlar sokaktan geçebilmek için yeşil ışığın yanmasını bekliyorlar. Bence burayı ziyaret etmezseniz, çok bir şey kaybetmezsiniz. Karar sizin… 

 

Prag Hayvanat Bahçesi: Dünyanın en iyi hayvanat bahçelerinden biri. 700 hayvan türünden 5000 hayvanın olduğu hayvanat bahçesinde her tür kendi yaşam ortamına uyumlu alanlarda rahat bir yaşam sürmektedir. Prag Hayvanat Bahçesi, Avrupa’da bugüne kadar gittiğim hayvanat bahçelerinin en iyisi diyebilirim. Her gittiğimiz ülkede gün be gün gidilecek yerleri planlayan eşim, Prag’da “bugün programda tam gün hayvanat bahçesi var” dediğinde “off yine mi hayvanat bahçesi” diye çemkirmiştim. Sonrasında ne mi oldu? Prag’a kaç kere gittiysek Prague Zoo, ziyaret edilecek yerler listesinde hep ilk başlarda yer aldı. Çocuklu da gitseniz, çocuksuz da gitseniz, mutlaka gitmenizi tavsiye ederim. 

Dans Eden Ev: 1997 yılında Vlado Milunic ve Frank Gehry tarafından inşa edilen bina, Hollywood’un 1930’lu yıllardaki ünlü dansçı çift Fred ve Ginger’ın adıyla da bilinmektedir. Dans Eden Evin inşası dört yıl sürmüştür. Eve uzaktan bakıldığında dans eden bir çifti andırmaktadır. Yaşadığımız yüzyıla inat Orta çağın barok ve gotik mimarisini sıkı sıkıya koruyan Prag’da oldukça modern bir yapıdır Dans Eden Ev… Binanın şekli ve duruşu nedeniyle bazı Prag’lılar bu binaya Sarhoş Ev de derlermiş.

Yukarıda da yazdığım gibi, Prag yazmakla asla bitmez. Bu kadar yeri gezdikten sonra eğer zamanınız kalırsa, bunları da yapmanızı tavsiye ederim:

  • Vltava Nehrinde kalın halatlara bağlı büyük balonlar içinde tepetaklak gezinti yapın… İnanılmaz bir deneyim…

  • Çek Cumhuriyeti dünyanın en çok bira tüketen ülkelerin başında gelir. Rahatlatıcı etkisi olduğuna inanılan bira ile doldurulmuş bir küvette, bira akan musluklardan istediğiniz kadar bira için…

  • Bira demişken… “Kaç çeşit bira vardır?” sorusunun yanıtının, Prag’a gelince sonsuz olduğunu göreceksiniz. Prag’ın kendine has çok gelişmiş bir bira kültürü vardır. Prag’da deneyebileceğimiz diğer içkiler arasında Prag’ın yerel içkisi, şurup tadındaki Becherovka’dır. Bunların yanında çok yüksek alkol oranına sahip Absinth vardır. Van Gogh’a kulağını kestiren içki olduğu söylenen Absinth, Çeklerin vazgeçilmez içkilerinden biridir. Bira ile uyanan ülkenin, Absinth’le uyuduğunu söylersek, abartmış olmayız. Pelin bitkisi ve yeşil anasona alkol eklenerek yapılan içki, çoğu ülkede yasaklı (bizde satılıyor)… Bunun nedeni ise pelin bitkisinin içindeki halüsinasyon görmeye neden olan thujyone maddesi… Bu içkinin, Van Gogh’a kulağını kestirdiğini düşünecek olursak, bence tatiliniz zehir olmasın diye siz de 2 shot’tan fazla içmeyin… Benden söylemesi…

 

  • Hamurun üzeri pişerken, tarçın ve şeker ile kaplanan içine de çikolata ve dondurma ilave edilen Çek tatlısı Trdelnik’i mutlaka deneyin.

  • Karl Köprüsü üzerindeki sokak ressamlarına portrenizi çizdirin.

  • Dünyanın en meşhur kristallerinden satın alın…

Bu arada, Prag’ta konaklama, yeme içme ve alışveriş diğer Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha ucuzdur. Prag’da para birimi olarak, Çek Korunası kullanılmaktadır. 

Benim en favori Avrupa şehrim olan Prag, gezilecek yerlerin çokluğu ile bence kesinlikle Avrupa’da görülmesi gereken şehirler listesinin en başında olmalıdır. Zamanın geriye sardığı hissine kapılacağınız Prag’a geldiğinizde, bu şehrin “Altın Şehir”, “Masal Şehir” “Avrupa’nın Kalbi” isimleri ile de anılmasının hiç de haksız olmadığını göreceksiniz. Ne demişti Nazım Hikmet Cafe Slavia’da kahvesini içip Vltava nehrini seyrederken yazdığı şiirlerinden birinde… “Hele sabahları, hele baharda
Prağ şehri yaldızlı bir dumandır”…  Bugüne kadar birçok Avrupa şehrini görmüşseniz ve Prag’ı henüz görmemişseniz, bence çok şey kaçırdınız. Zira bu şehre gidip de, bu şehri sevmeyecek bir insan tanımıyorum. Hade, bunu deneyimleyip anlamak için bir sonraki seyahatiniz Prag olsun…

697
Okunma