Avrupa tatilini neden kışta yapmalı?

Hem Avrupa kışın daha sessiz...

turizmkibris.com'a köşe yazıları ile renk katacak olan Bilgin Şenyurt Polatcan'ın ilk yazısı "Avrupa'da kış tatili"

İşte o yazı:

Kışın o soğukta, hem de Avrupa… Bitmek bilmeyen kış hastalıklarını da düşününce “ben almayım canım” dediğinizi duyar gibiyim. İnsan kış aylarında, değil yurt dışına seyahate gitmek, oturduğu koltuktan kalkıp diğer odaya geçmeye dahi üşenirken neden Avrupa? Hem de benim gibi kışı sevmeyen ve kışın depresyona giren biriyseniz… Ancak ben size İtalya’yı, Hollanda’yı, İspanya’yı, Fransa’yı kışın ziyaret etmeniz için birçok neden sıralayabilirim. Yanımıza en ince kazaklarımızı, evet yanlış duymadığınız en ince kazaklarımızı, en kalın montlarımızı, özellikle yağmurluklarımızı, ne olur ne olmaz bir iki de ilaç aldık mı, bu iş tamam…

Yazın Avrupa’ya gidenler, iğne atsan yere düşmeyecek kaldırımları, çocuklu seyahatte bebek arabasını iterken, insanlara çarpmamak için akla karanın seçildiğini, tıklım tıklım mekanları çok iyi bilirler… Yazın yemek yemek için restoranda bile sıra beklemek zorunda kalırız. Bu da çocuklarla çok iyi olmaz. Biz sabredebiliriz, ancak çocuklar sabretmeyi bilmez.

Yazın Prag’ta Charles Köprüsü’nde, ya da Barcelona’daki La Rampla caddesinde yürüyemeyecek derecedeki insan kalabalığını, yine Prag’ta Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerini yazdığı Cafe Slavia’da bir masada oturup huzur içinde camdan Vltava Nehri’ne bakarak, kahve içmek için masa sırası beklemeyi, Paris’te Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkmak için saatlerce beklemeyi, Roma’da Aşk Çeşmesi adı ile de anılan Trevi Çeşmesi’ne para atıp dilek dilemek için, yüzlerce insan arasından geçebilmeyi, Venedik’te gondol sırası beklemeyi ya da Kopenhag’ın en ünlü turistik sembolü olan Deniz Kızı heykelini, kadrajda tek bir insan dahi olmadan, fotoğraf  çekmeye çalıştığımızı hayal edin… Tüm bunlar, seyahat özellikle de çocuklu yapıldığı zaman, işkenceden öteye gitmez, gittiğimiz yerin tadını da çıkaramamış oluruz. Tatil zehir olur dersek, abartmış olmayız.

Hem Avrupa kışın daha sessiz, sokakları daha tenha olduğu için, metro ve otobüslerle de seyahat çok daha rahat olur. Böylelikle stressiz bir tatil geçirmiş oluruz. Uçak biletleri ve oteller yaz aylarına göre 2-3 kat daha ucuz olur. En iyi otellerde ya da merkezdeki otellerde yaza kıyasla çok daha iyi fiyatla konaklayabiliriz.

Bu arada kışın çocuklu seyahat etmenin altın kuralı, büyük harfle yazıyorum, SABIR’dır. Neden? Bu elbette çocuklarımıza karşı sabırlı olmamız anlamına gelmez. Bu, kışın çocuklarımıza dışarıda gezerken giydirdiğimiz mont, eldiven ve bereyi, kapalı bir mekana girdiğimizde tek tek çıkarmamızdan ve sonra kapalı mekandan çıkarken, bunları nereye koyduğumuzu bulup, tekrardan teker teker giydirmemizle alakalı bir durumdur. Bu, gün içinde girilen kapalı mekanların sayısı arttıkça daha çok sabırlı olmamız gerektiği anlamına da gelmektedir.

Neyse biz esas konumuza dönelim… Yeni yıla yakın bir zamanda herhangi bir Avrupa şehrine gittiğinizi hayal edin. Işıl ışıl süslenen caddeler, kocaman rengarenk çam ağaçları, Noel Pazarları… Bir de kar yağdı mı, manzarada sokak sokak gezip, güzel fotoğraflar çekmek bize çok iyi gelecektir.

Bir inanış vardır, yeni yıla nasıl girersek, tüm yılı o şekilde geçiririz diye… Ben buna inanıyorum. Zira bir keresinde biz, uçak rötar yaptığı için, yeni yıla havaalanında girmiştik, o yıl en fazla seyahat ettiğimiz yıl olmuştu… Denemek serbest…

Not: Avrupa’ya neden kışın gidileceğine sizi ikna ettiysem, o zaman bir sonraki yazımın konusu “Hangi Avrupa şehri, neden kışta?” olsun…

Bilgin Şenyurt Polatcan

696
Okunma