“Aşıklar şehri Roma’da iki çocukla ne işiniz var?” demeyin, tüm yollar Roma’ya çıkar

Turizmkıbrıs köşe yazarı Bilgin Şenyurt Polatcan Roma'yı anlattı...

Küçük çocuğa sahip olmanın seyahate engel olamayacağı düşüncesinden hareketle, Cevdet 1.5, Cemaliye de 7.5 yaşındayken, çok uzak olmayan bir yurt dışı seyahati yapmaya karar verdik. Nereye gideceğimizi düşünürken, tüm yolların çıktığı Roma’ya gitmeye karar verdik. “Aşıklar şehri Roma’da iki çocukla ne işiniz var?” diyebilirsiniz, ama bence çocukla gidebileceğimiz şehirler arasında ilk 10’a girer, pizza, makarna ve dondurma şehri Roma…

Mesela, birçok şehirde yaşadığımız, bebek arabasını katlayıp taksinin bagajına koy, gidilecek yere vardıktan sonra arabayı taksinin bagajından almayı unutma, tekrar aç, kaldırıma koy, çocuğu tekrar bebek arabasına yerleştir durumu Roma’da yok… Zira Roma’da her yere yürüyerek, kolayca gidilebilir… Zaten gidilen şehirleri de keşfetmenin en kolay yanı bu değil mi?

Roma seyahatinde çocukların asla aç kalmayacağına garanti verebilirim. Siz hiç pizzaya, makarnaya ve dondurmaya “hayır” diyen bir çocuk gördünüz mü?

Roma’ya seyahat etmeye karar verdikten sonra, her zamanki gibi biletimizi ve otelimizi internetten ayarlayıp Roma’da ziyaret edeceğimiz yerleri önceden belirledik. İlk iş olarak da Cevdet’e hafif, katlanabilir, kolay taşınabilir bir baston araba aldık.

Roma’nın iklimini göz önünde bulundurduğumuzda, gitmek için en uygun zamanın bahar ve yaz ayları olduğunu düşünebiliriz. Ama yaz aylarında Roma’ya çok fazla turist gittiği ve her taraf inanılmaz kalabalık olduğu için, ben size buraya ilkbahar ya da sonbaharda gitmenizi tavsiye ediyorum. Biz Roma’ya Nisan’da gittik. Çok da iyi yaptık. Roma için çok güzel bir zamandı. Çünkü Roma yaz aylarında en kalabalık turist kabul eden şehirler arasında ilk üçe rahatlıkla girebilir. Bahar, hem yaz aylarındaki gibi kalabalık değil, hem de Roma’yı baharda gezmek hava şartları açısından çok elverişli olacaktır. Roma’nın çok kalabalık ya da çok sıcak olması hiç önemli değil derseniz, o ayrı tabii… Eğer “aklıma yattı, biz de baharda gidelim” derseniz, valizinize hem t-shirt, hem de sweat-shirt (tercihen fermuarlı) koymanız çok yerinde olacaktır. Havanın durumuna göre her ikisi de giyilebiliyor. Unutmayın çantada yağmurluk taşımak, olmazsa olmazlarımızdan bir tanesidir… Gitmeden internetten hava durumuna bakıp “20 dereceymiş, ben t-shirtle gideyim” diye düşünmeyin. İşin rengi bir anda değişebilir.

 Valizimize, diğer olmazsa olmazlarımız olan ateş düşürücüleri, çantamıza da ıvır zıvır atıştırmalık, çubuk krakerleri koyduktan ve telefona da acil durumlarda oyalayıcı birkaç oyun yükledikten sonra, artık Roma seyahati için hazırız.

Ercan Havaalanından İstanbul’a, İstanbul’dan (İstanbul ya da Sabiha Gökçen Havaalanı) da transit yolcu olarak Roma Fiumicino-Leonardo Da Vinci Havaalanına gidilir. Havaalanından şehir merkezine gitmek yaklaşık 45 dakika alır. Bunun için birkaç seçenek var: Tren, taksi ya da dolmuş taksi…

Tren, 10 Euro (Çocukla, bavullarla ve bebek arabasıyla pek pratik bir yöntem değil, ama yine de siz bilirsiniz)

Taksi, 60-65 Euro civarında

Dolmuş taksi, birkaç kişi bineceği için fiyatı daha makul, 50 Euro

“Nee? Yok da kişi başı 50 Euro?” paniğine kapılmayın. Biz sizin yerinize dolmuş taksiye bindik. 4 kişi 50 Euro…

Roma’da otel seçerken, bol bol yürüneceği için, çocukların söylenme ihtimalini de göz önünde bulundurarak otelinizi, ya metro duraklarına yakın ya da merkezi bir yerde seçin. Biz Barberini Meydanı’ndaki metroya 4 dakika, Trevi Çeşmesi ile İspanyol Merdivenlerine 5 dakika yürüyüş mesafesinde, Roma’nın ana alışveriş caddesi Via Del Corso’ya 600 metre uzaklıkta, Roma’nın tam göbeğinde bulunan Hotel Memphis’i seçtik. Konumu, temizliği ve oda büyüklüğü oldukça iyiydi. Sadece kahvaltısı biraz vasattı. Bu da, birçok Avrupa Oteli ile kıyaslandığında, iyi sayılabilirdi. Çalışanlar oldukça sempatikti. Kendilerinden bir şey rica edildiği zaman, ne yazık ki Roma’da birçok yerde karşılaştığımızın aksine, kendilerine küfür edilmiş gibi algılamıyorlardı.

Gelelim Roma’da gezilecek başlıca yerlere…

Roma’da görülmesi gereken yerleri tek bir yazıya sığdırmak mümkün değil… Eğer Roma’ya ilk kez seyahat ediyorsanız ya da vaktiniz azsa, sizin için bazı bilgilerini internetten derlediğim bu yerleri görmeden Roma’dan dönmeyin.

Colosseum (Kolezyum)

Antik Roma’nın en büyük amfi tiyatrosu olan Kolezyum, M.S. 80 yılında, gladyatörlerin dövüşmesi için inşa edilmiş… Roma’da gezilmesi gereken yerlerin başında yer alan 50 bin kişi kapasiteli bu etkileyici yapı, şehrin tam göbeğinde ve hala ilk günkü ihtişamını koruyor.

İspanyol Merdivenleri

Roma’yı ziyaret eden her turistin mutlaka basamaklarında oturup etrafı seyrettiği bu merdivenler, ismini hemen yakınındaki İspanya Meydanı’ndan alıyor. Meydana bu ismin verilmesinin sebebi de burada yer alan İspanya Büyükelçiliği… İspanyol Merdivenlerinin 138 basamağı varmış. Ben saymadım… İnternetten okudum…

Fontana di Trevi (Aşk Çeşmesi)

Roma seyahatinizde Trevi Çeşmesine mutlaka uğramalısınız. Zira çeşmeye arkası dönük bir şekilde, sağ elle sol omzun üzerinden bozuk para atanların, Roma’ya tekrar geleceğine ya da parayı atan kişiye iyi şans getireceğine inanılıyor. Bir rivayete göre çeşmeden her yıl 1 milyon Euro’nun üzerinde para toplanıyor ve bu para yardım kuruluşlarına bağışlanıyor. Size bir sır vereyim, ben çeşmeye Euro atmadım, cüzdanımda 50 kuruş vardı onu attım… Evet haklısınız çok akıllıca… Teşekkürler…

Piazza Navona

Roma’da etrafı cafeler ve restoranlarla çevrili büyüklü küçüklü meydanlar bulunuyor. Bu meydanların en güzellerinden biri de kesinlikle Piazza Navona’dır. Bu tarihi meydanda üç farklı çeşme bulunuyor. Bu arada Navona Meydanı’na gitmişken, sokak sanatçılarına resminizi çizdirebilirsiniz.

Roma Forumu

Eski Roma’nın en parlak dönemlerinde şehirde festivallerin düzenlendiği, kutlamaların yapıldığı, ticaretin döndüğü yer olan forum, 8. yüzyıldan itibaren eski önemini kaybetmeye başlamış. 20. yüzyılda bu alanda kazıların yapılmasıyla ortaya tekrar çıkarılan forumda Titus Kemeri, Antoninus ve Faustina Tapınağı, Satürn Tapınağı ve Septimius Severus Kemeri gibi önemli tarihi yapıları görebilirsiniz.

Pantheon

Dünyanın en iyi korunmuş antik yapılarından olan Pantheon, M.S. 126 yılında Roma tanrılarına adanmış bir tapınak olarak inşa edilip, 7. yüzyılda ise kiliseye dönüştürülmüş. Bu etkileyici yapının tavanı, dünyanın ilk kubbe şeklindeki tavanı olma özelliğini taşıyor ve halen de dünyanın en büyük kubbelerinden birisi. Pantheon’u karşınızda görünce şehrin merkezindeki bu yapının neredeyse 2000 yaşında olduğuna inanamayacaksınız.

 Vatikan

Roma sınırları içinde yer alsa da Vatikan, aslında 1929 yılından beri kendi bayrağı, parası ve pulları olan bağımsız bir devlet. Dünyanın en küçük devleti olan Vatikan’ın başında Katoliklerin dini lideri Papa bulunuyor.

Piazza del Popolo

Roma’nın en büyük meydanıdır. Bu meydanda yeni yıl kutlamaları ve konserler yapılır. Aslında Roma’nın bütün meydanları birbirinden güzel ve renklidir ancak Piazza de Popolo, Avrupa’nın en güzel meydanları arasında gösterilmektedir.

Bioparco

Avrupa’nın en eski hayvanat bahçesidir. Çocukların ilgisini çekecektir.

Önemli not: Eğer Roma’ya uzun süreli bir tatil planlıyorsanız Roma Pass kartı almanızı tavsiye ederim. Roma Pass kartı ile Roma’daki toplu taşıma araçlarından faydalanabilir, birkaç müzeye ücretsiz ya da indirimli girebilir, müze önlerinde oluşan kuyruklara girmeden, Roma Pass gişesinden hızlı geçiş yapabilirsiniz. Ayrıca bazı restoran ve alışveriş merkezlerine indirim şansına sahip olabilirsiniz.

Biz Roma Pass almadık. Yaptığımız gezi programında ihtiyaç duymadık.

 

Kesinlikle bunları yapmadan Roma’dan dönmeyin

  Trevi çeşmesine mutlaka para atıp dilek dileyin.

 Sokaklarda çeşme çok… Bunlardan mutlaka su için. Biz denedik. İçilebilir…

Çocukla Roma’yı gezerken rahat olun…

Bol bol dondurma yiyin, tiramisu yiyin. Pastanelerde oturun. Sıcak ekmek kokusunu içinize çekin. “Çocuklar çok sabırsız, müzeler ilgisini çekmiyor” diyorsanız, müze müze gezmeye gerek yok. Roma zaten bir açık hava müzesi… Her yer sanat… Oturun bir banka, İtalya’da olmanın keyfini çıkarın…

Roma’ya sadece bir kere gitmek yetmez. Defalarca gidilesi bir şehirdir Roma…Adına romantik şehir ya da aşk şehri dendiği için gözlerimizden kalpler fışkırmaz, ama Roma’ya bir kez gelmek kesinlikle yetmeyecektir.

Son olarak diyeceğim şu ki, küçük bir çocuğa sahip olmak hayat akışımıza koyduğumuz bir nokta olmamalıdır. Etrafımızda gördüğümüz küçük çocuklu turistlere bakıp “Ne güzel… Küçük çocukla gezerler”  dediğimiz ailelerden biri de siz olabilirsiniz… Hade o zaman, açın bilgisayarı, alın o biletleri…

 

877
Okunma