Asaletin şehri Londra…

Turizmkıbrıs köşe yazarı Bilgin Şenyurt Polatcan bu haftaki yazısında Londra'yı anlattı...

Londra yazıma daha önceki paylaşımlarımda da kullandığım, Ünlü İngiliz Yazar Samuel Johnson’ın sözü ile başlamak istiyorum. “Londra’dan bıkmak hayattan bıkmaktır.”

Yazar o kadar haklı ki… Öylesine gezip geri dönülecek bir şehir değil Londra… Bir yaşam tarzı, bir kültürdür… Farklı kültürlerle etkileşimi ve uzun tarihi geçmişi nedeniyle, birçok farklı kültürle kaynaşmış dünyanın en kozmopolit şehri olan Londra’da her şey başınızı döndürecek güzellikte…  Bu onurlu ve elit şehrin havasını bir kez çekmeyegörün içinize… Sizi artık kendine esir alacaktır. Yazılacak o kadar şey var ki Londra’yla ilgili… Yazının sonuna geldiğimde eminim bir şeyler eksik kalacaktır.

Londra’ya gitmeden önce, Londra’da yaşayan ve her yaz adaya gelen Kıbrıslılardan o kadar şey duydum ki, Londra’ya ilk gittiğimde hayal kırıklığına uğramış, “yere göğe sığdıramadıkları Londra bu mu yani?” demiştim ve sadece dört gün kalabilmiştim. Ama itiraf etmem gerekir ki, ikinci gidişimden sonra Londra artık beni de esir almıştı…

Peki neden Londra? Çocuklu bir tatil yapacaksanız, kendine özgü bu Avrupa şehri, çocuklar için biçilmiş bir kaftan… Yazın bitmekte olduğu şu günlerde, eğer yeni yıl için bir yere gitmeyi planlıyorsanız (ki yeni yılda Londra görkemli süslemeleri ve olağanüstü gösterileriyle muhteşem güzellikte olur) ya da Şubat tatili için çocuklarınıza karne hediyesi olarak bir tatil sözü vermişseniz, ben size Londra’yı öneriyorum. Kışta Londra’da hava çok soğuk olabilir, ancak güzel hava bence Londra’da ihtiyaç duyacağınız son şey… Londra’da çok sayıda kapalı mekanının düzenlediği etkinlikler var. İki katlı kırmızı otobüsleri, kraliyet sarayı, şapkalı at üstünde gezinen nöbetçileri, yemyeşil parkları ile inanılmaz enerjik bir şehirdir Londra… Anlayacağınız çocuklu seyahat için gereken her şey var…

Londra’yı tek bir cümle ile anlatmamız gerekse, koca bir sosyal yaşam şehri deriz. Parklarından cafelerine, pazarlarından meydanlarına, sokak sanatından kültürel etkinliklerine kadar defalarca gitsek de sıkılmayacağımız, hatta her seferinde yapacak başka aktiviteler bulacağımız bir şehirdir… Londra’nın %47’si yeşil alandır ve buralarda “lütfen çimlere basmayınız” mealinde bir şeyler yazmıyor. Parklarında kitap okuyabilir, koşabilir, sincapları yedirebilirsiniz. Charles Dickens’ın deyimiyle “Parklar Londra’nın ciğeridir.”

Londra’da hava durumu

Londra’nın hava durumu hakkında az çok bir şeyler duymuşsunuzdur. Evet, duyduklarınızın hepsi doğru... Hava genellikle kapalı ve yağışlıdır. Dışarı çıktığınızda yanınızda mutlaka yağmurluk veya şemsiye bulundurun. Yaz aylarında bile kapalı ve yağmurlu havalarda biz üşürken, İngilizler şort ve parmak arası terlikle geziyorlar. Boş verin onları, siz bildiğinizden vazgeçmeyin. Yazın bile gitseniz hırka ve şemsiyenizi mutlaka yanınızda bulundurun…

Londra’da ulaşım

Londra ulaşım konusunda sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın en gelişmiş şehridir. Şehirde ulaşımı metro, otobüs, taksi ve bisikletle sağlayabilirsiniz. Ulaşım için istasyonlardan tek seferlik bilet satın alabilirsiniz. Ama eğer Londra’da birkaç gün kalacaksanız ve kaldığınız süre içinde toplu taşıma kullanacaksanız, ben size Oyster Card almanızı tavsiye ederim. Oyster Card’ı 5 Pound karşılığında alabilir, istediğiniz kadar da kredi yükleyebilirsiniz. Bana göre hem daha pratik, hem de daha güvenilir olması açısından otobüsleri tercih ediniz. Burada birkaç noktaya değinmek isterim, otobüs ya da metro kuyruğunda kimse kimsenin önüne geçemez, araya kaynak yapamaz. Yapsa bile uyarılır. Özellikle metrolarda 2 dakikalık gecikme dahi yaşansa, gecikmenin nedeni anons edilerek açıklanır ve özür dilenir. Bazen bazı duraklar geçici olarak kapanabiliyor. Bir sonraki durakta inmek durumunda kalıyorsunuz. Burada dikkat edilmesi gereken şey, anonsların mutlaka dinlenmesidir.

Gelelim Londra’da ziyaret edecek başlıca yerlere…

Müzeler…

Londra’daki müzelerin en önemli ortak özelliği, neredeyse tamamının girişinin ücretsiz olması… Evet yanlış okumadınız, ücretsiz… İngiliz Hükümeti aldığı bir kararla birçok müzenin giriş ücretini kaldırdı. 2001 Aralık ayından itibaren bu müzelere giriş ücretsiz hale geldi. Devletten aldığı destekler ve ziyaretçilerin gönüllü bağışlarıyla ayakta duran müzelerde sadece bazı geçici ya da özel sergiler için ücret ödeniyor.

Natural History Museum

İçindeki 80 milyonluk koleksiyonuyla hem Londralıların hem de yabancıların en çok sevdiği ve ziyaret ettiği müzelerden biridir. İçerisinde dinozordan, Neanderthal kafataslarına, yıldız sisteminden deprem simülatörüne kadar akıllara durgunluk veren birçok eser var. Çok yakın zamanda giriş salonunda yer alan dinozor heykeli, dev mavi balina heykeliyle yer değiştirdi. Bir tek bunu görmek için bile buraya gidilir. Ama sadece bu değil, dünyanın en büyük altın parçası da, dünyanın en yaşlı ağacı da bu müzede…  Burası defalarca gelerek bir gününüzü harcayabileceğiniz bir yer. Her yaştan çocuğun katılabileceği interaktif etkinlikler ve görerek dokunarak vakit geçirebileceği eğlenceli alanlar da var.

British Museum

Dünyanın her köşesinden toplanmış koleksiyonlarıyla British Museum, aynı zamanda dünyanın ilk ulusal müzesi… 1753 yılından beri açık olan müze, insanlık tarihinin 2 milyon yılına ışık tutmaya çalışıyor.

Sonradan eklenen Kraliçe Elizabeth II Salonu, binanın en etkileyici alanlarından biri.  Eserlerin toplanma yöntemleriyle ilgili birçok tartışma hala devam etse de içerisinde sergilenen 4 milyon obje ile dünyanın en geniş kapsamlı koleksiyonlarından birine sahip… Belki de günlerce gezerek bitiremeyeceğiniz bir yer.

Tate Modern

Modern ve çağdaş sanata adanmış bu müzedir. Sergilenen eserlerin yanında binasıyla da ilgiyi fazlasıyla hak eden yerlerden… Eski bir elektrik üretim istasyonu olan bina, müzeye dönüştürülerek 2000 yılında ziyaretçi kabul etmeye başladı. Şu anda Londra’nın en çok ziyaret edilen 3 müzesinden biri. Bugüne kadar bu müzeyi 40 milyondan fazla kişi ziyaret etmiş.

The Science Museum

Bilime adanmış bu müzenin 7 katı da eğitici ve eğlendirici birçok eserle dolu… İçerisinde Apollo10’nun kumanda modülünün yanı sıra bir uçuş simülatörü bile var… En eski buharlı lokomotif puffing Billy, ilk jet motoru, DNA modellemesinin ilk çalışmaları, 600 kiloluk dev teleskop Bilim Müzesi’nin en çok merak edilen 300 bin eserinden bazıları…

Tıp temasına ayrılan dördüncü kat ve ilaç temasına ayrılan beşinci katta ise dünyanın birçok ülkesinden toplanan eserlerle tıp tarihine ışık tutulması amaçlanmış. Buradaki demirden ciğer, koleksiyonun en önemli parçalarından…

Dünyanın en eski saatleri de sergilenen eserler arasında yer alıyor… Bu bölümde 1600-1850 yıllarına ait en eski duvar ve kol saatleri görülebiliyor. Mars’ta gezen aletler ise Uzay Galerisi’nin en ünlü parçaları arasında…

Bu müzenin çocuklar tarafından sevilmesinin en önemli nedenlerinden biri, pek çok şeyin interaktif şekilde anlatılmış olmasıdır. Launch Pad Bölümü’nde, çocukların basit bilimsel prensipleri test edebilecekleri eğlenceli bir alan yaratılmış.

IMAX Sinema Bölümü’nde ise her ay uzayın ve okyanusun derinliklerini anlatan heyecan dolu filmler gösteriliyor.

Sherlock Holmes Müzesi 

Sir Arthur Conan Doyle’un yazdığı İngiltere’nin ünlü dedektifi Sherlock Holmes kitabından esinlenerek düzenlenmiş bu küçük özel müze, tam da meraklıları için hazırlanmış. Sherlock Holmes, arkadaşı Dr. Watson ve ev sahipleri Mrs. Hudson’ın yaşadığı bu evin kapı numarası, kitapta olduğu gibi “221 B”.

1990 yılında kapılarını açan müzede ünlü dedektifin yaşadığı önemli sahneler canlandırılmış, bir katı ise Sir Arthur Conan Doyle’a ayrılmış.

Müzeler şehri de denilen Londra’da müze sayısı oldukça fazla… Sizi sıkmamak için ben en önemlilerini yazdım.

Şimdi de gelelim Londa’da görmeden dönmememiz gereken yerlere….

Big Ben

Dört bir tarafında saat olan Big Ben Saat Kulesi, dünyanın en büyük üçüncü saat kulesidir. Londra’nın bu ünlü saat kulesi Big Ben, 1288 yılında Westminster’da kuruldu. Dönemin Adalet Bakanı Ralph Hengham kulenin yapımını halktan topladığı cezalarla finanse etti. 1834 yılının Ekim ayında çıkan büyük yangın sonrası Westminster sarayı ve içindekiler tamamen yok oldu. Baş mimarları Charles Barry’den, Neo-gotik tarzdan ilham alınarak yeni bir saray tasarlanması istendi. Şu an ki 96 metrelik saat kulesinin tasarımcısı olan Augustus Pugin ile beraber çalışarak yeni bir saray yapıldı. Dünyanın en çok ziyaret edilen turist destinasyonlarından biri olmasına karşın saat kulesinin içi güvenlik sorunu sebebiyle halen ziyaretçilere kapalı tutuluyor.

 

London Eye

Neredeyse tüm Londra’yı görebileceğiniz kadar büyük bir dönme dolaptır. Avrupa’nın en yüksek dönme dolabı olarak anılmaktadır. Tam 135 metre yüksekliğinde  ve 90 metre genişliğindeki bu dönme dolap, şehir manzarasının en iyi göründüğü yer olmasından dolayı, tüm İngiltere içinde en popüler yer olarak kabul ediliyor. Kentin ikonu haline gelen London Eye, hemen hemen her turistin ilk ziyaret ettiği yer konumunda… 32 kapalı kapsüle sahip olan dönme dolabın her kapsülünde bir klima bulunuyor. Her bir kapsül ise en fazla 25 kişi kapasitelidir. Tam bir turun toplam 30 dakika sürdüğü London Eye, ziyaretçilerin manzaranın tadını rahat rahat çıkarabilmesi için, çok hızlı dönmüyor ve kısa aralıklarla duruyor.

Greenwich

Dünyanın başlangıç meridyeninin bulunduğu İngiltere’nin başkenti Londra’aki Greenwich her gün ziyaretçi akınına uğrarken, buranın “0 noktası” olarak kabul edilmesinin hikayesi yaklaşık 130 yıl öncesine dayanmaktadır. Coğrafya derslerinde enlem ve boylam konusu anlatılırken adı sıklıkla geçen Greenwich, Londra’nın güneyinde, Thames nehri kıyısındadır.

 

Covent Garden

Bana göre Covent Garden Londra’nın en keyifli ve en renkli mekanlarından bir tanesidir. Orta Çağ’da sebze ve meyve yetiştirilen tarlalarla kaplı Covent Garden, günümüzde Londra’nın sosyal açıdan en hareketli bölgesidir. Gün boyunca sokak sanatçıları, akrobatlar ve müzisyenler canlı performanslarını sergiliyor. Burası Londra’da en güzel hediyelik alışverişi yapılabilecek yerlerinde de bir tanesi...

Camden Town

Londra’nın kuzeyinde yer alan Camden Town, hareketli yapısı nedeniyle en popüler yerleşim bölgesidir.  Bir zamanlar Amy Winehouse’un evi buradaymış ve Charles Dickens da bu semtte yaşamış.  Hippilerin ve yaratıcılığın merkezi olarak anılan bölgede Cumartesi ve Pazar günleri kurulan 6 farklı pazar yerinde kitaptan takıya, çiftlik ürünlerinden giyime kadar birçok ürünü cazip fiyatlarla satın alma imkanı bulunuyor. Ayrıca hafta sonları sokak lezzetlerini tadabileceğiniz pek çok dünya mutfağının sunulduğu standlar da ortama canlılık katıyor. Camden Town’da gezerken, Cyberdog isimli, kapısında koca bir robotun, içerisinde de Dj’i i bulunan ve son ses tekno müzik çalan büyük mağazaya mutlaka uğramalısınız. Fosforlu ve neon ışıklı tshirlerden uzaylı lenslere, hiçbir partide giymeye dahi cesaret edemeyeceğiz kıyafetlere kadar birçok şey var. Fotoğraf çektirmenin yasak olduğu mağazanın alt katında da “Erotic Shop” var. Cyberdog’tan bir şey almasanız bile uğramanızı tavsiye ederim, zira hem çalışanların, hem de satılan ürünlerin ilginçliği nedeniyle burada güzel vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

Buckingham Sarayı

Buckingham Sarayı, İngiltere Kraliçesi’nin Londra’da bulunduğu zamanlarda ikamet ettiği saraydır. Eğer Kraliçe sarayda ise sarayın önünde bulunan bayrak asılı durur. 18. yüzyılda yapılan saray, 1837 yılında Kraliyet Ailesi’nin ikametgahı olmuş. Kraliçe’nin ve Kraliyet Ailesi’nin mücevherleri ve tabloları gibi birçok değerli eşyasını içinde barındıran Buckingham Sarayı’nın 775 odası bulunuyor. Bu arada Londra’da gezilecek yerler o kadar çok ki, bence Buckingham Sarayı’nın önünde vakit kaybetmeyin. Kraliyet ailesine özel ilginiz varsa, o ayrı tabii…

Hyde Park

VIII. Henry’nin av partileri düzenlediği Hyde Park’ta şimdilerde gençler kendi partilerini veriyorlar. 17.yüzyılda halka açılan park, özellikle yaz aylarında tam bir açık hava eğlence alanı… Burada göletteki kuğuları besleyebilir, uzun yürüyüşler yapabilir, yemyeşil çimlere uzanıp kitabınızı okuyabilir, konser dinleyebilir, kendi elinizle sincapları yedirebilir, bot turu yapabilirsiniz.  

Trafalgar Meydanı

Trafalgar Meydanı için bir meydandan daha fazlası diyeceğim ki bu yalan değil. Meydan adını 1805 yılında İngiltere’nin Fransız ve İspanyol donanmasını yendiği Trafalgar Savaşı’ndan alıyor. Müzenin yüksek merdivenlerinden meydana karşı en mükemmel açıyla fotoğraf çekmek olmazsa olmazlardan… Trafalgar Meydanı tarih boyunca birçok kültürel ve siyasi olaya tanık olmuştur. Meydan, hem Noel’de en büyük çam ağacının kurulduğu ve diğer kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği, hem de yıl boyunca politik gösterilerin ve mitinglerin yapıldığı yerdir. Bu arada kısa bir dipnot: Dr. Fazıl Küçük 1955 yılında Londra’da, Kıbrıs Türk Cemiyeti’nin düzenlediği mitingde Kıbrıs Türk halkının lideri olarak 5000 Kıbrıslı Türk’e  Trafalgar Meydanı’nda konuşma yapmıştı.


Oxford Caddesi

Alışveriş dendi mi kendinizi kaybedenlerdenseniz, geçmiş olsun… Bu, Londra’da epey bir para harcayacaksınız demektir. Zira sadece Londra’nın değil, Avrupa’nın da en uzun alışveriş caddesi olan Oxford yaklaşık 600 tane mağaza bulunuyor. Oxford Caddesi’ne gelmişken İngiltere’nin ikonik mağazası 9 katlı Selfridges’i de ziyaret etmelisiniz.

Carnaby Street

Carnaby Street renk renk binaları, konsept butikleri, masaları dışarı kurulmuş cafe ve restoranları ile Londra’nın en sevimli caddelerinden biridir. Bu caddeyi mutlaka gezin, ara sokaklarına girin. Buradaki restoranlarda yemek yiyin, ya da cafelerde kahve için…

Şunları yapmadan Londra’dan geri dönmeyin

Regent Street’te, dünyanın en eski ve en büyük oyuncak mağazası olan Hamleys’den alışveriş yapmadan,

Oxford caddesindeki Ben’s Cookies’den cookie yemeden,

Pub’larında bira keyfi yapmadan,

Temizlik malzemesinden çikolataya kadar her şeyi 1 Pound’a alabileceğiniz Poundland’tan alışveriş yapmadan,

Kennedy’s’in fish and chips’inden yemeden,

Hyde Park’ta bot turu yapmadan ve kendi elinizle sincapları yedirmeden,

Kırmızı telefon kulübelerinin önünde selfie çekmeden geri dönmeyin…

Londra için söylenecek şeylerden biri de “bir şey eğer Londra’da yoksa, hiçbir yerde yoktur. Londra’da hayatın sunabileceği her şey mevcut…”  sözüdür. Hade o zaman bir sonraki seyahatimiz, yağmurun ve gri havanın en çok yakıştığı bu asil şehre olsun… 

684
Okunma